Ana içeriğe atla

Şairin Yeri, Şiirin Söylediği


Fransa’nın en büyük mimari okullarından Beaux-Arts’ın yöneticisi şöyle diyordu: “Betonla inşa etmeye başladık ama taşla düşünmeye devam ediyoruz” demek ki gördüğümüz yerdeki mimari ögelerin düşünüşümüzde buna mukabil olarak bunu eserde yansıtışımızda mühim bir yeri var. Çünkü mimari esasen zamanı ve mekânı oranlar. Mimariye donmuş şiir denilir, şiir çağlar boyu canlıdır, mimari eser ise kendi çağı içinde canlılığını korur. Bunun sebebi elbette mimari eserin bir zaman sonra “görülecek yerler listesine girmesidir.”. Hâlbuki bir mimari eserin canlılığı; içinde yaşarken, yürürken, dururken bize tarihinden bir pay vermesi ve bizim de yine eserin içinde günlük hayatımıza devam etmemizdir. Mimari dediğimiz şey, dokunduğumuzda içinde yaşadığımızda, gördüğümüzde zevkinden bize pay vermesi gereken bir sanattır. Bunun haricinde eserin yalnızca dışına bakıp geçmek, varlığını o çevrede sürdüren bir insan için, anlık bir izlenimden başka bir şey değildir. Süleymaniye Camii’ne dışarıdan bakanlar anlık bir izlenim kazanırlar fakat avluda koşan çocuklar bizzat yapıtın içinde olmakla kalmaz eseri de yaşarlar.

Şiirde durum ne peki? Okur olarak, şiirin içine girip, şairle birlikte koşabiliyor muyuz? Canlılık, sanat eserinin sağlamlığı bakımından ilk koşuldur. Şiirde canlılık, şairin personasının yaşamın içinde olması ve bunu böylece yansıtmasıyla alakalıdır. Bu canlılığın en büyük atılımı ise bugünle kurduğu irtibattır. Kabaca görebileceğimiz üzere sanatçı, şehri mesken edinmişse bize “Kiralık Konak”ları, doğaya daha yakın bir yerde var olmayı sürdürüyorsa bize pastoral ögeleri “gösterir”. Madde (Materie) insan varlığının geçmişidir çünkü. Taş devri, Tunç devri vs. maddenin sadece tarihiyle değil tarihselliğiyle de alakadar olduğu için beyhude yere seçilmemiş tanımlamalardır.

Sırrı Can Kara
(Aşkar 37'den)

Bu blogdaki popüler yayınlar

“BEN SENİ SONRA ARARIM” VE “PASLI ÇİÇEK” ÜZERİNE SÖYLEŞİ

İdris Ekinci sordu, Özgür Ballı ve İrfan Dağ cevapladı.
Ben Özgür Ballı’nın şiirlerinde hep bir içtekileri dökme, açığa vurma görüyorum. Bunu hep cins bir dil kullanarak yapıyorsun, burayı biraz anlayabiliyoruz. Tekrar geri toplamaya çalışsan, bize hangi yolu tercih edeceğini anlatabilir misin?
Sanırım bildiğim tek yol bu. Yani aslında dökerken toplamak gibi, farkına varmak gibi sevgili Hocam. Kabullenmek gibi, biraz daha acıtarak yazarken, okurken biraz daha iyileşerek belki. Tekrar geri toplamaya çalışsam ne kadar başarılı olabilirim, bir kere dökülen şey, nasıl toplanırsa toplansın, değişmiş, bozulmuştur belki biraz değil mi? Tekrar geri toplamaya çalışmıyorum, dökülen dökülsün, kalanlar bana yeter, yetiyor. Hayat böyle bir şey değil mi zaten, hayat bunların toplamı değil mi? Bak burada da bir iç döküş yaşanıyor belki şimdi, şu anda yani. Geri toplamaya gerek var mı sence?
Bence her şey olduğu yerde kalsın. Biraz içe dönük hayatına değinmek istiyorum. Senin açından içinde bulunduğun ha…

Aşkar Dergisi 41. Sayı Bülteni

Aşkar Dergisi’nin Ocak – Şubat – Mart 2017 tarihli 41. sayısı çıktı. 10. yılının ilk sayısını çıkaran Aşkar, kapağında Karacaoğlan’ın şu mısraları ile okurunu karşılıyor.
“Karacoğlan der ki ismim överler, / Ağu oldu yediğimiz şekerler, / Güzel sever deyi isnad ederler, / Benim haktan özge sevdiğim mi var?”
Osman Özbahçe, Özgür Ballı, Aziz Mahmut Öncel, İrfan Dağ, Eray Sarıçam, Hikmet Çamcı, Merve Parlak, Ali Yılmaz, Eyüp Aktuğ, Yasin Fişne, Yunus Kadıoğlu, Yunus Emre Altuntaş, Burak Çelik, Mehmet Biter, Mustafa Ay, Çağrı Subaşı, Örsan Gürkan Aplak, Seyit Köse, Şafak Tarhan, Yavuz Ertürk bu sayının şairleri.
Öykü bölümünde ise Akif Hasan Kaya, Ayşegül Genç, İsmail Demirel, Metin Çalı öyküleri ile yer alıyor.
Hüseyin Karacalar, İsmail Demirel ile ilk kitabı “Maçı Kaybettik” üzerine konuştu.
Bu sayının Mesuliyet Meselesi bölümünde ise İdris Ekinci, Ferhat Nabi Güller ve Merve Demirkıranın yazıları yer aldı.İdris Ekinci'nin ; "İtikatta İsmet Özel Amelde Müptezel" başlıklı yazısı,…

Ah’lar Ağacından Bir Yaprak Daha:
Ah! Didem Madak

1970 doğumlu. Lise eğitimini İzmir’de tamamladı. Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Ruhunu ütüsüz ve buruşuk gezdirmeyi sevdiğinden hiçbir zaman yeterince “düzgün insan” olamadı. Tezgahtarlık, sekreterlik, anketörlük gibi işlerde çalıştı. İlk şiirleri Sombahar ve Ludingirra dergilerinde yayınlandı. Grapon Kağıtları isimli ilk kitabı İnkılap Kitabevi Şiir Ödülü’nü aldı.
Yukardaki satırlarla tanıtılıyor Didem Madak , 2002 yılında yayımlanmış Ah’lar Ağacı kitabının girişinde. Ruhunu ütüsüz ve buruşuk gezdirmeyi sevdiği doğrudur ama hiçbir zaman yeterince düzgün bir insan olamadığı konusunda kendisiyle hemfikir değilim.
24 temmuz’dan bu yana bu satırları yazabilmek için bu yazının başına defalarca oturdum. Grapon Kağıtları, Pulbiber Mahallesi kitaplarını da okudum ama Ah’lar Ağacı kitabı bir başka. Ah’lar Ağacı şiiri bambaşka.
24 temmuz 2011 tarihinde kolon kanserinden öldü Madak. 41 yaşındaydı.
Şimdi onun için bir güzelleme yazmak niyetim vardı, ama sonra gördüm ki, gü…