Ana içeriğe atla

Bir zor mesele: Plazada Müslüman kalmak


Ölçü, şehir hayatı, tabiat ve insan. Meselenin özüne geldik. Cenab-ı Allah'ın harikulade bir denge üzerine yarattığı dünyada eşref-i mahlûkat olan insan, bu dengeyi hırpalayarak ve çoğu zaman da bozarak "anlamı arama" yolunda büyük mağlubiyetlere uğramaktadır. İnsan adeta kendisiyle bir futbol müsabakası yapmaktadır ve karşısındaki rakibin (doğa) ne kadar güçlü olduğunun farkında değildir. Yaratanın muazzam bir sistemle meydana getirdiği insan ve doğa, modern yaşamın çılgın fikirleriyle birbirine rakip olmuş durumdadır. Gelinen çağda ne psikoloji ne de ekoloji bu rekabeti açıklayabilecek güçte değildir zira her ikisi de kurumsallaşmış, bir pazarlama ürünü olmuş durumdadır.

"Gökleri ve yer yuvarlağını dengede tutarak yörüngelerinden çıkmalarını önleyen sadece Allah'dır. Eğer onlar yörüngelerinden çıkacak olsalar onları O'ndan başka hiç kimse dengeye getiremez. Hiç kuşkusuz O, hoşgörülü ve bağışlayıcıdır." [35/Fâtır-41] ayeti bizlere seslenmektedir. Modern insanın kulağı bunu işitmemekte, ne dengenin ne de yörüngeden çıkmışlığın farkına bir türlü varamamaktadır. Artık yeni evlenen çiftler birbirilerine sevgi ve saygı nazarından değil 3+1 ve 4x4 gibi etiketlerle bakmaktadır. Evlerin ve iş yerlerinin devamlı göğe doğru büyümesi, insanın kalbini aynı oranda küçültmektedir. Mekanizma çalışmakta ve insan bu korkunç sarmalın bir dağıtım elemanı olma durumunda kalmaktadır. Piyasanın sunduğu her yeni ürünü bir ihtiyaç olarak gören modern insan maalesef ki ibadetten, duadan, esmadan ve zikirden uzaklaşmıştır. Artık bu emirler karşısında “zamanım kalmıyor” mazereti üretilmektedir. Mazlumun dostu ve zalimin düşmanı olan Allahü Teâlâ ibadeti ve duayı emretmektedir. Esma ve zikir insanı Allah’a yaklaştırır, Allah’ın hoşuna giden bir kul hâline getirir. Ne yazık ki modern yaşam insanı da modernleştirerek Allah’la arasına mesafeler koymuş, neredeyse gün içinde hiç aklıma gelmemesi için elinden geleni yapmıştır, yapmaktadır. Bilhassa çalışanlar için artık çalıştıkları insanların inanç dünyası kadar çalıştıkları mekânların vaziyeti de son derece önemli bir konumdadır. Zira “Kişi sevdiği ile beraberdir" [Buhârî, Edeb, 96; Müslîm, Birr, 165] ve “Hanginiz en güzel ameli yapacak diye sizi imtihan etmek için 6 günde (6 yevmde) semaları ve yeryüzünü yaratan O’dur.” [11/Hûd-7]

Yağız Gönüler
(Aşkar 37'den)

Bu blogdaki popüler yayınlar

“BEN SENİ SONRA ARARIM” VE “PASLI ÇİÇEK” ÜZERİNE SÖYLEŞİ

İdris Ekinci sordu, Özgür Ballı ve İrfan Dağ cevapladı.
Ben Özgür Ballı’nın şiirlerinde hep bir içtekileri dökme, açığa vurma görüyorum. Bunu hep cins bir dil kullanarak yapıyorsun, burayı biraz anlayabiliyoruz. Tekrar geri toplamaya çalışsan, bize hangi yolu tercih edeceğini anlatabilir misin?
Sanırım bildiğim tek yol bu. Yani aslında dökerken toplamak gibi, farkına varmak gibi sevgili Hocam. Kabullenmek gibi, biraz daha acıtarak yazarken, okurken biraz daha iyileşerek belki. Tekrar geri toplamaya çalışsam ne kadar başarılı olabilirim, bir kere dökülen şey, nasıl toplanırsa toplansın, değişmiş, bozulmuştur belki biraz değil mi? Tekrar geri toplamaya çalışmıyorum, dökülen dökülsün, kalanlar bana yeter, yetiyor. Hayat böyle bir şey değil mi zaten, hayat bunların toplamı değil mi? Bak burada da bir iç döküş yaşanıyor belki şimdi, şu anda yani. Geri toplamaya gerek var mı sence?
Bence her şey olduğu yerde kalsın. Biraz içe dönük hayatına değinmek istiyorum. Senin açından içinde bulunduğun ha…

Aşkar Dergisi 41. Sayı Bülteni

Aşkar Dergisi’nin Ocak – Şubat – Mart 2017 tarihli 41. sayısı çıktı. 10. yılının ilk sayısını çıkaran Aşkar, kapağında Karacaoğlan’ın şu mısraları ile okurunu karşılıyor.
“Karacoğlan der ki ismim överler, / Ağu oldu yediğimiz şekerler, / Güzel sever deyi isnad ederler, / Benim haktan özge sevdiğim mi var?”
Osman Özbahçe, Özgür Ballı, Aziz Mahmut Öncel, İrfan Dağ, Eray Sarıçam, Hikmet Çamcı, Merve Parlak, Ali Yılmaz, Eyüp Aktuğ, Yasin Fişne, Yunus Kadıoğlu, Yunus Emre Altuntaş, Burak Çelik, Mehmet Biter, Mustafa Ay, Çağrı Subaşı, Örsan Gürkan Aplak, Seyit Köse, Şafak Tarhan, Yavuz Ertürk bu sayının şairleri.
Öykü bölümünde ise Akif Hasan Kaya, Ayşegül Genç, İsmail Demirel, Metin Çalı öyküleri ile yer alıyor.
Hüseyin Karacalar, İsmail Demirel ile ilk kitabı “Maçı Kaybettik” üzerine konuştu.
Bu sayının Mesuliyet Meselesi bölümünde ise İdris Ekinci, Ferhat Nabi Güller ve Merve Demirkıranın yazıları yer aldı.İdris Ekinci'nin ; "İtikatta İsmet Özel Amelde Müptezel" başlıklı yazısı,…

Ah’lar Ağacından Bir Yaprak Daha:
Ah! Didem Madak

1970 doğumlu. Lise eğitimini İzmir’de tamamladı. Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Ruhunu ütüsüz ve buruşuk gezdirmeyi sevdiğinden hiçbir zaman yeterince “düzgün insan” olamadı. Tezgahtarlık, sekreterlik, anketörlük gibi işlerde çalıştı. İlk şiirleri Sombahar ve Ludingirra dergilerinde yayınlandı. Grapon Kağıtları isimli ilk kitabı İnkılap Kitabevi Şiir Ödülü’nü aldı.
Yukardaki satırlarla tanıtılıyor Didem Madak , 2002 yılında yayımlanmış Ah’lar Ağacı kitabının girişinde. Ruhunu ütüsüz ve buruşuk gezdirmeyi sevdiği doğrudur ama hiçbir zaman yeterince düzgün bir insan olamadığı konusunda kendisiyle hemfikir değilim.
24 temmuz’dan bu yana bu satırları yazabilmek için bu yazının başına defalarca oturdum. Grapon Kağıtları, Pulbiber Mahallesi kitaplarını da okudum ama Ah’lar Ağacı kitabı bir başka. Ah’lar Ağacı şiiri bambaşka.
24 temmuz 2011 tarihinde kolon kanserinden öldü Madak. 41 yaşındaydı.
Şimdi onun için bir güzelleme yazmak niyetim vardı, ama sonra gördüm ki, gü…