Ana içeriğe atla

DİKİNE PARALEL



KENDİ ŞİİRİNİN ARTİSTİ
Mustafa Melih Erdoğan – Aziz Mahmut Öncel
“Hayatın her duruma hakkı vardır”
Rainer Maria Rilke

Mustafa Melih: “ne çok acı var”. Bu cümleyi gördükten sonra okumak için elime aldığım “Yaşamak” kitabını geri kapatmak istemiştim. Bilmiyorum, duygusal bir anıma mı denk geldi ama bu cümleyi okuduktan sonra kitabın başka anlatabilecek bir şeyi yokmuş gibi hissettim. Ardından Zarifoğlu’nun yazdığı hangi cümleyi ya da mısraı okusam hep aynı acıyı hissettim. Bir insan acıya bu kadar yakışır mı? Zarifoğlu hakkında birçok yazı kaleme alındı. Hakkında çok fazla kelam edildi.Her yazıda öne çıkan nokta ise Zarifoğlu’nun insanlığı. Kendisi şairi maderzat olarak adlandırılsa da her şeyden önce sağlam bir Müslüman. Bunu, kalemini değdirdiği her eserinde okuyucuya hissettiriyor. Her yazıda ya da her şiirde dini terimler kullanmasa da yaratılanı ve var edileni anlattığı için bunu layıkıyla kendinde görebiliyoruz. Gerek söyleşilerinde gerekse yazılarında poetikadan sıkıldığını vurguluyor daha doğrusu bana bunu sormayın kendi şiirimi açıklayamam diyor. Dolayısıyla somut bir poetikası yok fakat Mavera dergisinde okuyucu mektuplarına verdiği cevapların içine gizlenmiş derin bir poetika yatıyor. Şu an bu kitabı okuyorum. Daha önceki kitapları vesilesiyle de aklımda derginin çıkış zamanlarındaki yaşanılanlar, sıkıntılar, heyecanlar vs. hepsi bir resim gibi gözümde canlanıyor. Kısa yoldan şöyle diyeyim, hep aynı yaşamlar…
...
Aziz Mahmut: Ya hu nerden de Cahit Zarifoğlu’nu ele aldık Melih, anlamadım! “Haydaaa”, deme öyle! Ya hu adam tam bir artist. Üstelik Yedi Güzel Adam’dan biri. Artık her genç Yedi Güzel Adam diye bilecek bizim bu edebiyatçılarımızı. Sana söyleyeyim benim sevdiğim Cahit Zarifoğlu’nu kimse tanımıyor artık. Hele ki gençler, hiiiç… Zarifoğlu’nun karanfilli falan fotoğrafları vardı nette. Ben lise yıllarımda onlarla tanıdım. Sonra işte Hüseyin Karacalar’dan aldığım Zarifoğlu özel sayılarıyla tanıdım. Biz burda ne konuşursak konuşalım, okuyanlar şunu bilsinler: Cahit Zarifoğlu, şiir yazmış, bu dünyada yaşamış, günahı ve sevabı olan, artist, çocukları seven, gençliğinde çok ilginç işler yapmış ancak ileri yaşlarında (Çok da ileriye ömrü vefa etmiyor ama) daha dervişane bir hayat sürmüş bir adam. Bir adam.
Çok önemli bir şair, edebiyatımız için. Şiirleri ciddi bir yekûnu tutuyor. Şiir üzerine okuma-yazma mevzusu ise çok sınırlı bir şair. “İslamcı şiir nereye gidiyor?” sorusuna “oraya” demesi ile çok harika bir cevap veriyor aslında, aha bak oraya geldik. Şimdi de oraya gideceğiz. Sanırım şu –cı, -ci, -cu, -cü eklerini sevmiyor. Müslüman şair. Müslüman insanlar bir yanıyla bozulmamış insanlardır. Saf temiz bir tarafları vardır. Bak şu adamın resmine, yüzü ak. İçini bilemeyiz ama yüzü ak.
...
(yazının devamı aşkar 33'de)
...

Bu blogdaki popüler yayınlar

AŞKAR 39 İÇİNDEKİLER

ŞİİR

MUŞ BİZİM NEYİMİZ OLUR Özgür Ballı
İMSAKTA LOKMA HESABI Hikmet Çamcı
BURUCİYE MEDRESESİ RAHLEDE BİRİKEN TOZ Erdal Çakır
ALLAH VEKİL, TÜRKİYE VATAN İrfan Dağ
EK KIRK Aziz Mahmut Öncel
ZEMHERİ Çağrı Subaşı
SEVGİ::ODAK Muhammed Sarı
CENNETE GİDEN YOL Yağız Gönüler
"SON GÜLÜMSEME BİR ÖMRÜN ÖZETİ OLDUĞUNDAN" Cihad Özsöz
KUNDURALARIYLA ZIPLAYAN ADAM Şafak Tarhan
KENAR Yasin Fişne
İFTİTAH Eyüp Aktuğ
BEN Kİ Eray Sarıçam
ŞİİRİ SEV, TÜRKİYE'Yİ KORU Ali Yılmaz
ROMA YALNIZ SURLARIYLA YÜKSELİRKEN Merve Parlak
15 TEMMUZ Yunus Emre Altuntaş
SÖZÜN SONBAHARI İdris Ekinci

HİKAYE

YALAZA Mukadder Gemici
KADERİN DÖNGÜSÜ Erol Yıldırım
KUTSANMIŞ Metin Çalı
MİSKET’İN SÜEDA’SI Hafsa Esen

SÖYLEŞİ

İÇİMİZDEN SÖYLEŞTİK I
Şair Şafak Tarhan
İÇİMİZDEN SÖYLEŞTİK II
Cihat Özsöz

TAARRUZNAME

KALANLAR Aziz Mahmut Öncel
BENCE Özgür Ballı
ŞİİRİN YERİNİ BULMAK Sırrı Can Kara
MESÛLİYET MESELESİ
KÖLELİĞİN AZARLANIŞI veya GÖSTERİŞSİZ GÖSTERİ İdris Ekinci
NE İÇİN GELDİK, NEREYE GİDİYORUZ? Merve Yüksel

MÜZEYYEN ÇELİK’LE ÖYKÜ ÜZERİNE

MÜZEYYEN ÇELİK’LE ÖYKÜ ÜZERİNE SÖYLEŞİ: Hatice Ebrar Akbulut
Hayatımda güzel olan ne varsa öykü de orada. Ben uzunca bir süredir her şeye öykü olarak bakıyorum.”
Sizi öykü yazmaya yönelten şey neydi? Beni öykü yazmaya yönelten şey öncelikle şiir yazamıyor olmaktı; bunun dışında tesadüfen yazdığım şey öykü oldu ve ben öyküye öyle başladım. Yani artık öykü yazmalıyım şeklinde planlı bir durum değildi. Şiiri içimde hissetsem de onu yazamadım ama öyküyü yazabildim. Sanırım olay bu. Hikâye anlatmayı çok seviyormuşum meğer. Hatta ben hikâyeler anlatmak için yaratılmışım. Öğrencilerim de derslerimin hikâye kısımlarından çok keyif aldıklarını söylüyorlar. Ayrıca öykü şiirden daha sağlam bir liman.
Hangi öykü yazarları ve hangi öykü kitapları sizi etkiledi? Sabahattin Ali tüm öyküleriyle beni etkiledi. Refik Halit Karay- Memleket Hikâyeleri, Mustafa Kutlu Beyhude Ömrüm, Abdullah Harmancı-Muhteris, Orhan Duru-Bırakılmış Biri, İzzet Yasar- Camdan Mezbahalar, Necati Tosuner, Cemal Şakar, Mehmet Kahram…

ÖYKÜ EDİTÖRÜMÜZ AKİF HASAN KAYA İLE

ÖYKÜ EDİTÖRÜMÜZ AKİF HASAN KAYA İLE KONUŞTURAN: Aşkar Dergisi
Yazarın yakın zamanda çıkan Uzun ve Lacivert Günler isimli öykü kitabı ve öykücülük serüveni üzerine samimi bir söyleşi gerçekleştirdik.
"Aslında bütün derdim ele aldığım meseleyi hakkıyla anlatabilmek. Bunun için uğraşırken dediğiniz gibi bir çeşitlilik ortaya çıkıyor. Öykünün öncelikle bir imkân olduğunu düşünüyorum. Hem de yabana atılmaması gereken önemli bir imkân."

301 ve Sınır isimli öyküleriniz bir acıyı omuzlamakta, gelip geçmeyen ortak gerçekliğimiz ölüm ve vicdan kavramlarına dokunmakta. Bütün bu sınırların arasında "insan" sizin öykülerinizde neye tekabül ediyor? İnsanı öykülerimde özellikle bir şeye tekabül ettirmek gibi özel bir gayretim yok açıkçası. Ama bahsettiğiniz duyarlılıklar yükselince böyle bir algı elbette oluşuyordur. Bu ve benzeri öykülerime çağının tanığı olmak zaviyesinden bakılabilir. Basit, sıradan ve maalesef çok etkisiz bir çaba. Böyle olduğu halde yazmaya devam ediyorum çünkü e…