Ana içeriğe atla

TAARRUZNÂME


ŞİİR SİYASETE YENİLDİ

Osman Özbahçe

Günümüz şiiri dediğimiz vakit otomatik olarak eleştiriye geçiyoruz. Bu eleştiri çoğu zaman yakınmaya dönüşüyor. Fakat kesintisiz, yani sürekli eleştiri eleştiriyi ortadan kaldırıyor. Sürekli eleştiri negatif baskı yaratıyor. Umutsuzluğu şiirin klişesine dönüştürüyor. Bu baskının yaydığı olumsuz hava pozitif işleri görünmezleştiriyor. Fakat pozitif gidelim dediğimiz vakit de ortamı etkileyebilecek işler göremiyoruz. Ortamı etkileyebilecek pozitif işler ancak güçlü bir eleştiri ortamıyla mümkündür. Eleştirimiz ne yazık ki kitap tanıtım yazılarıyla yahut içi boş polemik yazılarıyla dolu. Enerjimizi ve dikkatimizi metne çekecek yazılardan da, tartışmalardan da yoksunuz. Şiirin kendinden kaynaklanmayan sorunları bağlamında temel meselemiz güçsüz eleştiri ortamımız. Eleştiri ortamımız kötü şiire kötü, iyi şiire iyi diyebilecek cesaretten yoksun. O da kendi çapında siyaset yapıyor. Ortam yoksun olabilir; fakat dikkatimizi şiire çevirdiğimizde isteğimiz ortamı zorlayacak güçlü bir şiirdir. Bundan yoksunuz. Bu açıdan şiirimize baktığımızda 1960 darbesinden sonra şiirimizi etkileyebilecek güçlü bir kuşak çıkaramadık. Türk şiiri bence iki defa güçlü kuşak çıkarabildi. Birincisi, Birinci Dünya Savaşı öncesinde; ikincisi, İkinci Dünya Savaşı sonrasında. Birinci Dünya Savaşı'na varan süreçte Abdülhak Hâmit, Cenap Şahabettin, Tevfik Fikret, Mehmet Âkif,Ahmet Hâşim ve Yahya Kemal birbirlerine yakın tarihlerde şiire dâhil oldular ve belirli bir zaman diliminde şiirimizi bir kuşak bütünlüğü içinde etkilediler. Hepsi değişik açılardan yeni şiiri bütünleyen bir çalışmanın içindeydi. İkinci Dünya Savaşı sonrasında da İkinci Yeni güçlü bir kuşak olarak şiirimizdeki yerini aldı.
...

KALANLAR

Aziz Mahmut Öncel-1 / Dursun Göksu-2
-1-
Aşkar’ın önceki sayılarında da dergilere, edebiyat dünyasındaki kimi hareketliliklere dair “Kalanlar” başlığı altında bazı metinler kaleme almıştık. Şimdi ise yeniden tamamen şiirlere yönelik olarak Kalanlar’a başlıyoruz. Bu sefer “Taarruzname” içerisinde yer alacak ve her yazıda ortalama üçer şairden bahsedeceğiz. İlk olarak Japonya Şiir Dergisinin ilk sayısı, Mahalle Mektebi’nin 19. Sayısı, Yediiklim Dergisi’nin Eylül sayısı ve Varlık Dergisinden birer şaire değineceğiz.
...
-2-
NAZMİ CİHAN BEKEN, BURUK (JAPONYA-1)
2014 yılı dergi bakımından çok bereketli geçti. Bu yılın merkez ayıysa Temmuz ayı. Bir çok dergi tam tatile girecekleri zamanda çok güçlü sayılarla çıktılar. Japonya dergisi de böyle velûd bir zamanda çıktı. Diğer edebiyat dergilerine nazaran Japonya, yalnızca şiir dergisi olarak ayrı bir yeri teşkil ediyor. Japonya’nın ilk sayısındaki şiirlerden bir çok kimse bir biçimde bahsetti. Alıntılar yaptı. Nazmi Cihan Beken’in Buruk şiiri belki de bu sesli ortam içinde es geçilen, özellikle sessiz kalınan bir şiir oldu. Peki neden? Bunu iki sebebe bağlıyorum. Birincisi Nazmi Cihan dergiyi çıkaranlardan biri olması hasebiyle kendisine karşı özellikle oluşturulmuş bir sessizlik anlaşmasıyla karşı karşıya. Herhangi bir topluluğun oturup anlaştığı bir ahit değil bu. Ama söz sahibini sindirmeye yönelik özellikle uygulanan bir yöntem. Diğer sebepse Türk şiirinde yöndeşi çok az olan bir şiir yazıyor Nazmi Cihan. Kendine has kurduğu dil yer yer içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Soyut şiirin anlaşılmazlığı ve ürkütücülüğü belki de ona karşı oluşturulan sessizliğin sebebi.
...

BENCE

Özgür Ballı

*bence şiir yazmak çok şahane bir şey. insanın içi falan sıkışıyor, kafasını sürekli meşgul ediyor mesela bitirene kadar. ama bir mandalina yemek öyle değildir. mandalinayı soyarsın, yersin, biter.
...
(Yazıların devamı Aşkar 32'de)

Bu blogdaki popüler yayınlar

“BEN SENİ SONRA ARARIM” VE “PASLI ÇİÇEK” ÜZERİNE SÖYLEŞİ

İdris Ekinci sordu, Özgür Ballı ve İrfan Dağ cevapladı.
Ben Özgür Ballı’nın şiirlerinde hep bir içtekileri dökme, açığa vurma görüyorum. Bunu hep cins bir dil kullanarak yapıyorsun, burayı biraz anlayabiliyoruz. Tekrar geri toplamaya çalışsan, bize hangi yolu tercih edeceğini anlatabilir misin?
Sanırım bildiğim tek yol bu. Yani aslında dökerken toplamak gibi, farkına varmak gibi sevgili Hocam. Kabullenmek gibi, biraz daha acıtarak yazarken, okurken biraz daha iyileşerek belki. Tekrar geri toplamaya çalışsam ne kadar başarılı olabilirim, bir kere dökülen şey, nasıl toplanırsa toplansın, değişmiş, bozulmuştur belki biraz değil mi? Tekrar geri toplamaya çalışmıyorum, dökülen dökülsün, kalanlar bana yeter, yetiyor. Hayat böyle bir şey değil mi zaten, hayat bunların toplamı değil mi? Bak burada da bir iç döküş yaşanıyor belki şimdi, şu anda yani. Geri toplamaya gerek var mı sence?
Bence her şey olduğu yerde kalsın. Biraz içe dönük hayatına değinmek istiyorum. Senin açından içinde bulunduğun ha…

Aşkar Dergisi 41. Sayı Bülteni

Aşkar Dergisi’nin Ocak – Şubat – Mart 2017 tarihli 41. sayısı çıktı. 10. yılının ilk sayısını çıkaran Aşkar, kapağında Karacaoğlan’ın şu mısraları ile okurunu karşılıyor.
“Karacoğlan der ki ismim överler, / Ağu oldu yediğimiz şekerler, / Güzel sever deyi isnad ederler, / Benim haktan özge sevdiğim mi var?”
Osman Özbahçe, Özgür Ballı, Aziz Mahmut Öncel, İrfan Dağ, Eray Sarıçam, Hikmet Çamcı, Merve Parlak, Ali Yılmaz, Eyüp Aktuğ, Yasin Fişne, Yunus Kadıoğlu, Yunus Emre Altuntaş, Burak Çelik, Mehmet Biter, Mustafa Ay, Çağrı Subaşı, Örsan Gürkan Aplak, Seyit Köse, Şafak Tarhan, Yavuz Ertürk bu sayının şairleri.
Öykü bölümünde ise Akif Hasan Kaya, Ayşegül Genç, İsmail Demirel, Metin Çalı öyküleri ile yer alıyor.
Hüseyin Karacalar, İsmail Demirel ile ilk kitabı “Maçı Kaybettik” üzerine konuştu.
Bu sayının Mesuliyet Meselesi bölümünde ise İdris Ekinci, Ferhat Nabi Güller ve Merve Demirkıranın yazıları yer aldı.İdris Ekinci'nin ; "İtikatta İsmet Özel Amelde Müptezel" başlıklı yazısı,…

Ah’lar Ağacından Bir Yaprak Daha:
Ah! Didem Madak

1970 doğumlu. Lise eğitimini İzmir’de tamamladı. Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Ruhunu ütüsüz ve buruşuk gezdirmeyi sevdiğinden hiçbir zaman yeterince “düzgün insan” olamadı. Tezgahtarlık, sekreterlik, anketörlük gibi işlerde çalıştı. İlk şiirleri Sombahar ve Ludingirra dergilerinde yayınlandı. Grapon Kağıtları isimli ilk kitabı İnkılap Kitabevi Şiir Ödülü’nü aldı.
Yukardaki satırlarla tanıtılıyor Didem Madak , 2002 yılında yayımlanmış Ah’lar Ağacı kitabının girişinde. Ruhunu ütüsüz ve buruşuk gezdirmeyi sevdiği doğrudur ama hiçbir zaman yeterince düzgün bir insan olamadığı konusunda kendisiyle hemfikir değilim.
24 temmuz’dan bu yana bu satırları yazabilmek için bu yazının başına defalarca oturdum. Grapon Kağıtları, Pulbiber Mahallesi kitaplarını da okudum ama Ah’lar Ağacı kitabı bir başka. Ah’lar Ağacı şiiri bambaşka.
24 temmuz 2011 tarihinde kolon kanserinden öldü Madak. 41 yaşındaydı.
Şimdi onun için bir güzelleme yazmak niyetim vardı, ama sonra gördüm ki, gü…