Ana içeriğe atla

Taarruznâme


İKİ ŞAİR

Dursun Göksu

HAŞMET VE BEN YA DA DAVUT ÖZDAL

Kontra’nın ikinci sayısında Davut Özdal’ın okuyanı oldukça güldüren bir yazısı
yayımlandı. Buna tam olarak yazı diyebilir miyiz o da belli değil. Yani edebi bir
tarafı var mıdır? Bunun üzerine örneği olmayan bir şeyden bahsediyoruz. Okan
Bayülgen’in programında yapılan şovdan farkıysa işin içinden birinin, bu türden
bir rahatlıkta ve savurgan ama aynı zamanda derleyici bir metni ortaya çıkarması.
Sonuçta tepkisel olarak ortamın sessiz kaldığı ama herkesin okuduğunda güldüğü
veya bir yerlerde birbirine okuduğu bir metin. Rahatsız edici hiçbir tarafı yok.
Tamamıyla gırgır olsun diye yazılmış. Boyutları belirsiz. Nereye uzanacağı kestirilemez
çünkü gülenlerde aslında bir boşluk duygusu yarattığını da kimse itirafa
gönüllü değil. Böylesine bir şeyle karşılaşınca Asaf Halet’in Metin Eloğlu hakkında
yazdıkları geliyor aklıma. Davut Özdal mevzu bahis olduğundaysa herkesin
bir görüşü var. Davut Özdal şair olarak iletişim kurulabilecek birine benzemiyor.
...

ÖLÜM DÖŞEĞİNDE BİLE NUMARA ÇEKECEK
OLANLARIN VASATLIĞINA REDDİYE

Yavuz Altınışık

Vasatlığın rağbet gördüğü zamanlarda yaşa! Bu bir Çin atasözünün değiştirilmiş
haliydi değil mi? Keskin dikkatindeki kıyıcılığı ve bıçkın zekânın o külyutmaz
güngörmüşlüğünü pekâlâ biliyorum sevgili okur. Beddua kültünün haber değeri
taşıdığı günlere yetişmiş olmamızın hürmetine böyle bir başlangıcı yadırgamayacağını
da düşünüyor ve meseleye bodoslama dalıyorum. Aşağıda ele alınan konunun
birçok kişiyi rahatsız edeceğini ve bu vesileyle birçok kişide muhtemel
kronik karın ağrılarının ortaya çıkabileceğini direk söyleyerek yaşı henüz buluğa
ermemiş olan okuyucuların ilerleyen satırlardan uzak durmasını salık veriyor ve
bu sorumluluk bilincinin “yazarım” diye ortaya çıkıp piyasa yapmaya kalkışan
her zıpçıktıda olmasını diliyorum.
...

ŞİİRİ KUCAKLAMAK

Muhsin Mete

Edebiyatımızda şiirin saltanatı her şeye rağmen devam ediyor. Devirler geçiyor,
hayatımızda sürekli yeni sayfalar açılıyor, rüzgâr önünde yaprak misali öteye beriye
savrulup duruyoruz. Hayatımız her geçen gün biraz daha anlamsızlaşıyor, içi
boşalıyor. Dünyevîleşmenin girdabına kapılmış gidiyoruz. İçine düştüğümüz ruh
yoksunluğu sürekli hayatımızı kemiriyor. Bu çoraklaşmamızı bir parça da olsa
şiirle yeşertiyoruz. Şair Mustafa Ergin Kılıç,"Şiir iki dudağın birbirine dokunması
gibi dokunur insana. İnsanın nasırlaşan yanlarını yumuşatır. Şiir kalbin kahve
molası vermesidir" diyor. Hâl böyle olunca, hayatımıza anlam ve güzellik katmak
için 'şiiri kucaklamak' gerekiyor.
...

(Yazıların devamı Aşkar 31'de)

Bu blogdaki popüler yayınlar

“BEN SENİ SONRA ARARIM” VE “PASLI ÇİÇEK” ÜZERİNE SÖYLEŞİ

İdris Ekinci sordu, Özgür Ballı ve İrfan Dağ cevapladı.
Ben Özgür Ballı’nın şiirlerinde hep bir içtekileri dökme, açığa vurma görüyorum. Bunu hep cins bir dil kullanarak yapıyorsun, burayı biraz anlayabiliyoruz. Tekrar geri toplamaya çalışsan, bize hangi yolu tercih edeceğini anlatabilir misin?
Sanırım bildiğim tek yol bu. Yani aslında dökerken toplamak gibi, farkına varmak gibi sevgili Hocam. Kabullenmek gibi, biraz daha acıtarak yazarken, okurken biraz daha iyileşerek belki. Tekrar geri toplamaya çalışsam ne kadar başarılı olabilirim, bir kere dökülen şey, nasıl toplanırsa toplansın, değişmiş, bozulmuştur belki biraz değil mi? Tekrar geri toplamaya çalışmıyorum, dökülen dökülsün, kalanlar bana yeter, yetiyor. Hayat böyle bir şey değil mi zaten, hayat bunların toplamı değil mi? Bak burada da bir iç döküş yaşanıyor belki şimdi, şu anda yani. Geri toplamaya gerek var mı sence?
Bence her şey olduğu yerde kalsın. Biraz içe dönük hayatına değinmek istiyorum. Senin açından içinde bulunduğun ha…

Aşkar Dergisi 41. Sayı Bülteni

Aşkar Dergisi’nin Ocak – Şubat – Mart 2017 tarihli 41. sayısı çıktı. 10. yılının ilk sayısını çıkaran Aşkar, kapağında Karacaoğlan’ın şu mısraları ile okurunu karşılıyor.
“Karacoğlan der ki ismim överler, / Ağu oldu yediğimiz şekerler, / Güzel sever deyi isnad ederler, / Benim haktan özge sevdiğim mi var?”
Osman Özbahçe, Özgür Ballı, Aziz Mahmut Öncel, İrfan Dağ, Eray Sarıçam, Hikmet Çamcı, Merve Parlak, Ali Yılmaz, Eyüp Aktuğ, Yasin Fişne, Yunus Kadıoğlu, Yunus Emre Altuntaş, Burak Çelik, Mehmet Biter, Mustafa Ay, Çağrı Subaşı, Örsan Gürkan Aplak, Seyit Köse, Şafak Tarhan, Yavuz Ertürk bu sayının şairleri.
Öykü bölümünde ise Akif Hasan Kaya, Ayşegül Genç, İsmail Demirel, Metin Çalı öyküleri ile yer alıyor.
Hüseyin Karacalar, İsmail Demirel ile ilk kitabı “Maçı Kaybettik” üzerine konuştu.
Bu sayının Mesuliyet Meselesi bölümünde ise İdris Ekinci, Ferhat Nabi Güller ve Merve Demirkıranın yazıları yer aldı.İdris Ekinci'nin ; "İtikatta İsmet Özel Amelde Müptezel" başlıklı yazısı,…

Ah’lar Ağacından Bir Yaprak Daha:
Ah! Didem Madak

1970 doğumlu. Lise eğitimini İzmir’de tamamladı. Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Ruhunu ütüsüz ve buruşuk gezdirmeyi sevdiğinden hiçbir zaman yeterince “düzgün insan” olamadı. Tezgahtarlık, sekreterlik, anketörlük gibi işlerde çalıştı. İlk şiirleri Sombahar ve Ludingirra dergilerinde yayınlandı. Grapon Kağıtları isimli ilk kitabı İnkılap Kitabevi Şiir Ödülü’nü aldı.
Yukardaki satırlarla tanıtılıyor Didem Madak , 2002 yılında yayımlanmış Ah’lar Ağacı kitabının girişinde. Ruhunu ütüsüz ve buruşuk gezdirmeyi sevdiği doğrudur ama hiçbir zaman yeterince düzgün bir insan olamadığı konusunda kendisiyle hemfikir değilim.
24 temmuz’dan bu yana bu satırları yazabilmek için bu yazının başına defalarca oturdum. Grapon Kağıtları, Pulbiber Mahallesi kitaplarını da okudum ama Ah’lar Ağacı kitabı bir başka. Ah’lar Ağacı şiiri bambaşka.
24 temmuz 2011 tarihinde kolon kanserinden öldü Madak. 41 yaşındaydı.
Şimdi onun için bir güzelleme yazmak niyetim vardı, ama sonra gördüm ki, gü…