Ana içeriğe atla

Taarruznâme



ÇOK KALIN İNCE: ŞİİR

İdris Ekinci

Şiirin tarih içindeki seyri ve günümüzde gelip oturduğu yer hayli tartışmalı bir konu. Bu tartışmanın karmaşık bir yapıya bürünmesi çoğunca son zamanlarda, daha isabetli bir ifadeyle modern zamanlarda yapılan açıklamalar, eleştiriler ve düşüncelere dayanıyor. Çünkü ortaya konulan eserlerin üzerinde teknik ve eleştirel çalışmalar daha çok modern zamanların ürettikleriyle mümkün olmuştur. Böyle bir yapının en açık ve açıklanabilir tarafı olarak, bütün insanlığın tecrübesi olan iletişim araçlarının hızla gelişmesi gösterilebilir. Baskı araçlarının, görsel araçların ve internet gibi yeniliklerin bir iletişim hızı ve yığılması oluşturduğu artık çok da dikkat çeken bir konu değil bilakis geride kalmış, eskimiş bir konudur.Yani şiir denince önünüzde koskoca bir çöplük, hurdalık, istiflenmiş bir yığın durmaktadır. Söylenebilecek/söylenemeyecekler rahatlıkla çeşitli yollardan dillendirilmiştir.Toku ağırlamanın güç olması gibi, şiir üzerine birkaç kelam etmek de artık çok zordur. Hatta daha da ileriye gidip, bir şey söylemenin zerrece bir kıymetinin olmadığı zamanların içindeyiz. Ne Yahya Kemal’in şiire yaklaşımı, ne Ahmet Haşim’in cesur çıkışı, ne Garib’in devrimci hamlesi ne İkinci Yeni’nin bitirici darbesi ne de İsmet Özel’in “Şiir Okuma Kılavuzu”nun alıp götüren atmosferi içindeyiz. Bu saydıklarımın tamamı aşılmış, geçilmiş değil ama onların seslerini duyurdukları ortam yavaş yavaş kaybolmakta. Nasıl? Yazımızın içinde bu sorunun cevabını bulmaya çalışacağım.
...

ŞİİR KASIYOR TWITTER VAR MI?

Özgür Ballı

Şairlerin twitter’da boy göstermeleri, kendi aralarında tartışmaları hakkında bir yazı yazmayı düşünüyorken Rıdvan Gecü’nün Natama dergisinin 5. sayısında yazmış olduğu “okursuzluk” yazısını okudum. Gerçi kendisi yazısının bir yerinde “ve bu bilmiş söylemler tamamen şahsımı ilgilendirmekte olup, diğer şairlerce ciddiye alınma gafletiyle herhangi bir tartışma yaratmamalıdır” diyor ama söyledikleri şeyler ve savı karşısında yazı yazılmaması isteğini karşılamak mümkün değil, en azından benim için böyle gözükmüyor. Türk şiirinin okur sayısının üç yüz olduğunu düşünüyor Gecü. Buna katılmıyorum ama yazısının değineceğim kısmı bu değil. Bunu belki başka bir yazıyla ele almak daha doğru olacak. Aslında ben Gecü’nün yazısının büyük bir bölümünü bir savunma/iç döküş yazısı olarak okuyorum.
...

BİR TAMLAMA ŞAİRİ OLARAK İBRAHİM TENEKECİ’NİN SON KİTABI

Dursun Göksu

LİRİK VE LAİK
İbrahim Tenekeci başından beri buluşla yazan bir şair. Lirik şairlerin ortak bir özelliği bu. Aynı şekilde yine buluşçu şairlerin diğer bir özelliği hayatı yaşanan hayat olarak almamaktan neşet eder. Onların yazdıklarıyla hayat arasında her zaman bir sis, bir perde, bir muğlaklık olmuştur. O yüzden doğrudan bir yere bağlayamayız şiirlerini. Şiirden çıkan ses; çığlık ya da isyan değildir, iniltidir. Bu iniltiye sahip çıkmaksa herkesin kolayca üstlenebileceği kadar ortadadır. Lirik bir şairin bu yüzden aynı zamanda laik de olduğu su götürmez. Laikliği aslında tam olarak siyasi manasıyla almıyoruz. Laikliğin zihinde oluşturduğu imge bizim kastımız. Bir kere laiklik ciddi bir rahatlama demektir. Yükten kurtulmanın diğer adıdır. Ne araftakilerin çelişkileri, ne diptekilerin kasveti vardır laiklerde. Oyunun dışındadırlar. Her zaman kazanmaları da bundan. Kazançlı bir iş laiklik. Suya sabuna dokunmadan yoluna bakmak. Liriklerin laikliği de bu. Hayattan devşirdikleri anlam; nektar halinde olamaz hiçbir zaman. Daha çok köpüktür. Bir anlık buluşun verdiği rahatlama. Bir duyarlığı işaret etmez. Bir haykırış yoktur. Bu yüzden sahipleneni çok olur. Özellikle hayata katılmayanlar için. Hayatı bir sirki izliyor gibi rahatlıkla izleyenler için, lirik şiir noktasında konaklıyoruz. Çünkü
böylelerinin şiirin asıl gücünü göstereceği vuruculuğa tahammülleri olamaz.Eğer böyle bir şey onları etkilerse zaten eski rahatlarına kavuşamazlar. Liriklerin bu türden bir tuzu kuruluğu her zaman beslediği söylenebilir.
...
(Yazıların devamı Aşkar 29)

Bu blogdaki popüler yayınlar

AŞKAR 39 İÇİNDEKİLER

ŞİİR

MUŞ BİZİM NEYİMİZ OLUR Özgür Ballı
İMSAKTA LOKMA HESABI Hikmet Çamcı
BURUCİYE MEDRESESİ RAHLEDE BİRİKEN TOZ Erdal Çakır
ALLAH VEKİL, TÜRKİYE VATAN İrfan Dağ
EK KIRK Aziz Mahmut Öncel
ZEMHERİ Çağrı Subaşı
SEVGİ::ODAK Muhammed Sarı
CENNETE GİDEN YOL Yağız Gönüler
"SON GÜLÜMSEME BİR ÖMRÜN ÖZETİ OLDUĞUNDAN" Cihad Özsöz
KUNDURALARIYLA ZIPLAYAN ADAM Şafak Tarhan
KENAR Yasin Fişne
İFTİTAH Eyüp Aktuğ
BEN Kİ Eray Sarıçam
ŞİİRİ SEV, TÜRKİYE'Yİ KORU Ali Yılmaz
ROMA YALNIZ SURLARIYLA YÜKSELİRKEN Merve Parlak
15 TEMMUZ Yunus Emre Altuntaş
SÖZÜN SONBAHARI İdris Ekinci

HİKAYE

YALAZA Mukadder Gemici
KADERİN DÖNGÜSÜ Erol Yıldırım
KUTSANMIŞ Metin Çalı
MİSKET’İN SÜEDA’SI Hafsa Esen

SÖYLEŞİ

İÇİMİZDEN SÖYLEŞTİK I
Şair Şafak Tarhan
İÇİMİZDEN SÖYLEŞTİK II
Cihat Özsöz

TAARRUZNAME

KALANLAR Aziz Mahmut Öncel
BENCE Özgür Ballı
ŞİİRİN YERİNİ BULMAK Sırrı Can Kara
MESÛLİYET MESELESİ
KÖLELİĞİN AZARLANIŞI veya GÖSTERİŞSİZ GÖSTERİ İdris Ekinci
NE İÇİN GELDİK, NEREYE GİDİYORUZ? Merve Yüksel

MÜZEYYEN ÇELİK’LE ÖYKÜ ÜZERİNE

MÜZEYYEN ÇELİK’LE ÖYKÜ ÜZERİNE SÖYLEŞİ: Hatice Ebrar Akbulut
Hayatımda güzel olan ne varsa öykü de orada. Ben uzunca bir süredir her şeye öykü olarak bakıyorum.”
Sizi öykü yazmaya yönelten şey neydi? Beni öykü yazmaya yönelten şey öncelikle şiir yazamıyor olmaktı; bunun dışında tesadüfen yazdığım şey öykü oldu ve ben öyküye öyle başladım. Yani artık öykü yazmalıyım şeklinde planlı bir durum değildi. Şiiri içimde hissetsem de onu yazamadım ama öyküyü yazabildim. Sanırım olay bu. Hikâye anlatmayı çok seviyormuşum meğer. Hatta ben hikâyeler anlatmak için yaratılmışım. Öğrencilerim de derslerimin hikâye kısımlarından çok keyif aldıklarını söylüyorlar. Ayrıca öykü şiirden daha sağlam bir liman.
Hangi öykü yazarları ve hangi öykü kitapları sizi etkiledi? Sabahattin Ali tüm öyküleriyle beni etkiledi. Refik Halit Karay- Memleket Hikâyeleri, Mustafa Kutlu Beyhude Ömrüm, Abdullah Harmancı-Muhteris, Orhan Duru-Bırakılmış Biri, İzzet Yasar- Camdan Mezbahalar, Necati Tosuner, Cemal Şakar, Mehmet Kahram…

ÖYKÜ EDİTÖRÜMÜZ AKİF HASAN KAYA İLE

ÖYKÜ EDİTÖRÜMÜZ AKİF HASAN KAYA İLE KONUŞTURAN: Aşkar Dergisi
Yazarın yakın zamanda çıkan Uzun ve Lacivert Günler isimli öykü kitabı ve öykücülük serüveni üzerine samimi bir söyleşi gerçekleştirdik.
"Aslında bütün derdim ele aldığım meseleyi hakkıyla anlatabilmek. Bunun için uğraşırken dediğiniz gibi bir çeşitlilik ortaya çıkıyor. Öykünün öncelikle bir imkân olduğunu düşünüyorum. Hem de yabana atılmaması gereken önemli bir imkân."

301 ve Sınır isimli öyküleriniz bir acıyı omuzlamakta, gelip geçmeyen ortak gerçekliğimiz ölüm ve vicdan kavramlarına dokunmakta. Bütün bu sınırların arasında "insan" sizin öykülerinizde neye tekabül ediyor? İnsanı öykülerimde özellikle bir şeye tekabül ettirmek gibi özel bir gayretim yok açıkçası. Ama bahsettiğiniz duyarlılıklar yükselince böyle bir algı elbette oluşuyordur. Bu ve benzeri öykülerime çağının tanığı olmak zaviyesinden bakılabilir. Basit, sıradan ve maalesef çok etkisiz bir çaba. Böyle olduğu halde yazmaya devam ediyorum çünkü e…