Ana içeriğe atla

Dikine Paralel


İRONİ KAVRAMI ÜZERİNE

Mustafa Melih Erdoğan – Aziz Mahmut Öncel

Çıktım erik dalına
Anda yedim üzümü
Bostan ıssı kakıyıp
Der ne yersin kozumu
Yunus Emre

Mustafa Melih: İroni, her sanat dalına daima parlak bir kavram olarak girmiştir. İronistin bunu saf bir zekâ ürünü olarak ortaya koyması ve bir nevi “ben işte zekiyim kardeşim, bak ironi yapabiliyorum” diyebilmesi, ironiyi, imrenilecek bir noktaya çıkarmıştır. Tabi ben tüm sanat dallarındaki ironiye örnekler verebilecek
bir konumda değilim. Ama şunu söyleyebilirim ki, şu an günümüzde yazılagelen şiirlerde bir “ironi” patlaması yaşanıyor. Herkes bir çeşit ironi yaptığı düşüncesinde ve her şair süper zeki bir ironist. İroni nedir diye düşünecek olursak ilk akla gelen cümleyle “söylenenin tam tersinin kastedildiği ifadedir”. Kaba olarak bu
eğer ironi ise ben birkaç cümle önce bir ironi yapmış oluyorum. (her şair süper zeki bir ironist) bu mudur yani? Meselenin bu kadar basit olmaması lazım. Değildir de. Çünkü ironinin dimağlarda bir tat bırakması gerekir. Uykunun en güzel dakikalarında çalar saatin devreye girmesidir ironi.

Aziz Mahmut: İroni kalıplara sığmayacak bir genişliktedir. İroni nedir demek? yerine ironi ne demek değildir? sorusu daha rahat yanıtlanabilir. İroni dalga geçme ile alay etme arasında gerilmiş “alay”ın çetrefilli zarına taht kurmuş bir sultandır. Bu sultan aşikâr bir dalga geçme ile hareket etmez, alay ettiğini de aşikâr kılmaz.Son derece akıllıca bir istihza vardır. Ancak istihza kelimesi de bunu açıklamaya  yetmez. Birçok yöntemle yapar yapacağını. Bu yöntemlerin de bir sınırı yoktur. İroni kimin aklından, kimin mizacından sudur ediyorsa su gibi onun şekliyle çıkar gün yüzüne; ancak daha sonra bulunduğu şiiri aşarak şairi bir ironist olarak kendisiyle takdim eder.
...
(Devamı Aşkar 29'da)

Bu blogdaki popüler yayınlar

“BEN SENİ SONRA ARARIM” VE “PASLI ÇİÇEK” ÜZERİNE SÖYLEŞİ

İdris Ekinci sordu, Özgür Ballı ve İrfan Dağ cevapladı.
Ben Özgür Ballı’nın şiirlerinde hep bir içtekileri dökme, açığa vurma görüyorum. Bunu hep cins bir dil kullanarak yapıyorsun, burayı biraz anlayabiliyoruz. Tekrar geri toplamaya çalışsan, bize hangi yolu tercih edeceğini anlatabilir misin?
Sanırım bildiğim tek yol bu. Yani aslında dökerken toplamak gibi, farkına varmak gibi sevgili Hocam. Kabullenmek gibi, biraz daha acıtarak yazarken, okurken biraz daha iyileşerek belki. Tekrar geri toplamaya çalışsam ne kadar başarılı olabilirim, bir kere dökülen şey, nasıl toplanırsa toplansın, değişmiş, bozulmuştur belki biraz değil mi? Tekrar geri toplamaya çalışmıyorum, dökülen dökülsün, kalanlar bana yeter, yetiyor. Hayat böyle bir şey değil mi zaten, hayat bunların toplamı değil mi? Bak burada da bir iç döküş yaşanıyor belki şimdi, şu anda yani. Geri toplamaya gerek var mı sence?
Bence her şey olduğu yerde kalsın. Biraz içe dönük hayatına değinmek istiyorum. Senin açından içinde bulunduğun ha…

Aşkar Dergisi 41. Sayı Bülteni

Aşkar Dergisi’nin Ocak – Şubat – Mart 2017 tarihli 41. sayısı çıktı. 10. yılının ilk sayısını çıkaran Aşkar, kapağında Karacaoğlan’ın şu mısraları ile okurunu karşılıyor.
“Karacoğlan der ki ismim överler, / Ağu oldu yediğimiz şekerler, / Güzel sever deyi isnad ederler, / Benim haktan özge sevdiğim mi var?”
Osman Özbahçe, Özgür Ballı, Aziz Mahmut Öncel, İrfan Dağ, Eray Sarıçam, Hikmet Çamcı, Merve Parlak, Ali Yılmaz, Eyüp Aktuğ, Yasin Fişne, Yunus Kadıoğlu, Yunus Emre Altuntaş, Burak Çelik, Mehmet Biter, Mustafa Ay, Çağrı Subaşı, Örsan Gürkan Aplak, Seyit Köse, Şafak Tarhan, Yavuz Ertürk bu sayının şairleri.
Öykü bölümünde ise Akif Hasan Kaya, Ayşegül Genç, İsmail Demirel, Metin Çalı öyküleri ile yer alıyor.
Hüseyin Karacalar, İsmail Demirel ile ilk kitabı “Maçı Kaybettik” üzerine konuştu.
Bu sayının Mesuliyet Meselesi bölümünde ise İdris Ekinci, Ferhat Nabi Güller ve Merve Demirkıranın yazıları yer aldı.İdris Ekinci'nin ; "İtikatta İsmet Özel Amelde Müptezel" başlıklı yazısı,…

Ah’lar Ağacından Bir Yaprak Daha:
Ah! Didem Madak

1970 doğumlu. Lise eğitimini İzmir’de tamamladı. Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Ruhunu ütüsüz ve buruşuk gezdirmeyi sevdiğinden hiçbir zaman yeterince “düzgün insan” olamadı. Tezgahtarlık, sekreterlik, anketörlük gibi işlerde çalıştı. İlk şiirleri Sombahar ve Ludingirra dergilerinde yayınlandı. Grapon Kağıtları isimli ilk kitabı İnkılap Kitabevi Şiir Ödülü’nü aldı.
Yukardaki satırlarla tanıtılıyor Didem Madak , 2002 yılında yayımlanmış Ah’lar Ağacı kitabının girişinde. Ruhunu ütüsüz ve buruşuk gezdirmeyi sevdiği doğrudur ama hiçbir zaman yeterince düzgün bir insan olamadığı konusunda kendisiyle hemfikir değilim.
24 temmuz’dan bu yana bu satırları yazabilmek için bu yazının başına defalarca oturdum. Grapon Kağıtları, Pulbiber Mahallesi kitaplarını da okudum ama Ah’lar Ağacı kitabı bir başka. Ah’lar Ağacı şiiri bambaşka.
24 temmuz 2011 tarihinde kolon kanserinden öldü Madak. 41 yaşındaydı.
Şimdi onun için bir güzelleme yazmak niyetim vardı, ama sonra gördüm ki, gü…