Ana içeriğe atla

ARZ-I HÂL (2)

Yaşım ilerledikçe gençliğimde sahip olduğum düşüncelerin sağlamasını yaşadığımı hissediyorum. Neydi o düşünceler? Şunlardı: Düşünce ve edebiyat ortamları genellikle kimliksizliğin, duruşsuzluğun hakim olduğu ortamlardır. Hemen hiç kimse nerde durduğunu, niçin durduğunu dert edinmez. Niçin? Çünkü elde edilecek fayda bütün kaygıların önüne geçer de onun için. Bu noktada İsmet Özel’in Bakanlar ve Görenler kitabındaki “Kaybeden Kazanıyor” yazısını her zaman hatırlarım. O yazı benim hayat dediğim şeyin şekillenmesinde merkezi bir yere sahiptir. Hiçbir zaman her yerde olmak gibi bir kaygım olmadı. Hele hele dünyayı ve yürüdüğüm yolun mahiyetini iyice kavradıktan sonra asıl işin bazı yerlerde bulunmamak olduğunu anladım. Görünüşte kaybettim doğrudur. Fakat hakikatte kazandığıma olan inancım da gittikçe kuvvetlendi.

Bir edebiyat dergisinin editörlüğünü yapıyorum. Bu dergi evim gibi. Dergide benimle olduğuna inandığım arkadaşlarımı da kardeşlerim olarak görüyorum. Bu duygu ve düşünceyle yürüdüm. Kardeşlik halinin sarsıldığı her işten kaçmaya çalıştım. Bir zamanlar yan yana olup da şimdi farklı yerlerde olduğum insanlar vardır. Şimdi birkaçını tanımış olmaktan bile pişmanlık duyarım. Kardeşim dediğim birine kolay kolay yüz çevirmem. Yüz çevirdiğim birine de artık kolay kolay dönüp bakmam. Kimsenin kötülüğünü arzu etmedim. Hiç sevmediğim birinin bile bir zafiyetiyle karşılaşsam hemen merhamete gelirim. “Affederim ama unutmam.” Açık sözlü, sert ve biraz da uyumsuz biri olmayı tercih ettim. Bir kısmını iyi yaptım. Nabza göre şerbet vermekten nefret ederim. Herkesle oturup konuşamam, mizacım buna elvermiyor. Zaten bunun da gereksiz olduğuna inanıyorum. Duruşuna, inancına, yapıp ettiklerine kendimi veremediğim kim varsa uzak durmayı tercih ederim. Edebiyat ve düşünce denilince en hassas olduğum mevzu İsmet Özel’dir. Neden? Çünkü yürüdüğüm bu yolda yaptıklarımın tümü eğer Hak katında bir değere sahipse bunun sebebi İsmet Özel’in yanında olmaya çalışmamdır. Onun yanında olmak benim için, “salihlerle birlikte olun” emr-i mucibinin hayata geçirilmesi anlamındadır. Bunun da geçen her zaman diliminde doğrulunu fark ediyorum. Bin yıl ömür verseler İsmet Özel’in bir şiirini vücuda getiremeyecek olanların onun arkasından laf etmelerini kargalara havale ederim. Onları ciddiye alanlara ise sadece acırım.


Önüme gelen herkes hakkında, isim anarak ileri geri konuşmayı sevmem. Haddimi bilmeyi severim. Küfürleştiğim birisiyle aynı masaya oturup resim çektirmem. Yaptıklarımın meşru görülüp sevilmesi için ağır adam rolüne girmem. Neysem o olarak bilinmek isterim. Kibir, kıçına dinamit koyup patlatmaya çalıştığım bir şeydir. Kibirli birini de yakalarsam affetmem. "Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu." Her şey bir tarafa Cenab-ı Hakk'a vereceğim hesabı düşünerek yaşamaya çalışırım. Yazıymış, şiirmiş, edebiyatmış bundan sonra gelir. Hamdolsun Müslüman’ım. Böyle yaşayıp böyle ölmek isterim. Bunun adını koymaya çalışmam.

Kalemimle para kazanmadım. (Tövbe: Ğ dergisi bi 10 Tl göndermişti.) Dergiyi de bütün arkadaşlarımın yaptığı gibi cebimden para vererek çıkarıyorum. Söylediklerimin ve yaptıklarımın neye karşılık geldiğini düşünmeye çalışırım. Altında ezileceğim şeyleri söylememeye çalışırım. Piknik yazısı yazıp ardından tasavvufun inceliklerinden bahsetmem. Bir yandan baklavanın tereyağını dert edinip diğer taraftan Türk siyaseti üzerine konuşmayı adamlıktan saymam. Sakin değilim. İçimde hep bir heyecan taşırım. Yaşımın bana kattığı tecrübeler de heyecanımla yoğrulup durur. Kalbim hep hızlı çarpar. İbn Arabi okuyup kafayı çekenleri, Risale-i Nur okuyup dala vere çevirenleri, İslamcıyım deyip namaz kılmayanları, karısından başka bütün kadınlara nazik davrananları, verdiği sözü tutmayanları eşyadan bile saymam.

Ben tam bir internet özürlüyüm. Benim ne facebook ne de twitter’da yerim var. Yüz yüze görüşmekten yanayım. Olmadı telefon görüşmesiyle de idare edebilirim. O da olmadı çay demlerim. Çöplük malı düşünceler üretmekten uzak durmaya çalışırım. İnsanlarla ilişkilerimi sağlam kurmaya çalışırım. Gündelik ve öylesine birlikteliklere mecburluk dairesinde girerim. İnsanları sınıflara ayırmam. Herkesin kaderin hem memuru hem de mağlubu olduğunu düşünürüm. Değerlerimi ölüm gerçeğinin kalburundan geçirmeye çalışırım. Dolayısıyla bu dünya nimetleri adına çırpınmaktan ürkerim. Edindiğim gelirin önemli bir kısmını kitaplara ayırırım. Kitaba verdiğim her kuruşun hayra matuf olduğuna inanırım. Üstesinden gelemediğim en büyük zaafım tütündür. Fena içerim. Günahlarımı düşündükçe başkalarının kusurlarını düşünecek takati kendimde bulamam. İyi sinirlenirim ama. Tahammülüm olmayan noktalar vardır.


Bir de herkes gibi gülerim, ağlarım…

Bu blogdaki popüler yayınlar

AŞKAR 39 İÇİNDEKİLER

ŞİİR

MUŞ BİZİM NEYİMİZ OLUR Özgür Ballı
İMSAKTA LOKMA HESABI Hikmet Çamcı
BURUCİYE MEDRESESİ RAHLEDE BİRİKEN TOZ Erdal Çakır
ALLAH VEKİL, TÜRKİYE VATAN İrfan Dağ
EK KIRK Aziz Mahmut Öncel
ZEMHERİ Çağrı Subaşı
SEVGİ::ODAK Muhammed Sarı
CENNETE GİDEN YOL Yağız Gönüler
"SON GÜLÜMSEME BİR ÖMRÜN ÖZETİ OLDUĞUNDAN" Cihad Özsöz
KUNDURALARIYLA ZIPLAYAN ADAM Şafak Tarhan
KENAR Yasin Fişne
İFTİTAH Eyüp Aktuğ
BEN Kİ Eray Sarıçam
ŞİİRİ SEV, TÜRKİYE'Yİ KORU Ali Yılmaz
ROMA YALNIZ SURLARIYLA YÜKSELİRKEN Merve Parlak
15 TEMMUZ Yunus Emre Altuntaş
SÖZÜN SONBAHARI İdris Ekinci

HİKAYE

YALAZA Mukadder Gemici
KADERİN DÖNGÜSÜ Erol Yıldırım
KUTSANMIŞ Metin Çalı
MİSKET’İN SÜEDA’SI Hafsa Esen

SÖYLEŞİ

İÇİMİZDEN SÖYLEŞTİK I
Şair Şafak Tarhan
İÇİMİZDEN SÖYLEŞTİK II
Cihat Özsöz

TAARRUZNAME

KALANLAR Aziz Mahmut Öncel
BENCE Özgür Ballı
ŞİİRİN YERİNİ BULMAK Sırrı Can Kara
MESÛLİYET MESELESİ
KÖLELİĞİN AZARLANIŞI veya GÖSTERİŞSİZ GÖSTERİ İdris Ekinci
NE İÇİN GELDİK, NEREYE GİDİYORUZ? Merve Yüksel

MÜZEYYEN ÇELİK’LE ÖYKÜ ÜZERİNE

MÜZEYYEN ÇELİK’LE ÖYKÜ ÜZERİNE SÖYLEŞİ: Hatice Ebrar Akbulut
Hayatımda güzel olan ne varsa öykü de orada. Ben uzunca bir süredir her şeye öykü olarak bakıyorum.”
Sizi öykü yazmaya yönelten şey neydi? Beni öykü yazmaya yönelten şey öncelikle şiir yazamıyor olmaktı; bunun dışında tesadüfen yazdığım şey öykü oldu ve ben öyküye öyle başladım. Yani artık öykü yazmalıyım şeklinde planlı bir durum değildi. Şiiri içimde hissetsem de onu yazamadım ama öyküyü yazabildim. Sanırım olay bu. Hikâye anlatmayı çok seviyormuşum meğer. Hatta ben hikâyeler anlatmak için yaratılmışım. Öğrencilerim de derslerimin hikâye kısımlarından çok keyif aldıklarını söylüyorlar. Ayrıca öykü şiirden daha sağlam bir liman.
Hangi öykü yazarları ve hangi öykü kitapları sizi etkiledi? Sabahattin Ali tüm öyküleriyle beni etkiledi. Refik Halit Karay- Memleket Hikâyeleri, Mustafa Kutlu Beyhude Ömrüm, Abdullah Harmancı-Muhteris, Orhan Duru-Bırakılmış Biri, İzzet Yasar- Camdan Mezbahalar, Necati Tosuner, Cemal Şakar, Mehmet Kahram…

ÖYKÜ EDİTÖRÜMÜZ AKİF HASAN KAYA İLE

ÖYKÜ EDİTÖRÜMÜZ AKİF HASAN KAYA İLE KONUŞTURAN: Aşkar Dergisi
Yazarın yakın zamanda çıkan Uzun ve Lacivert Günler isimli öykü kitabı ve öykücülük serüveni üzerine samimi bir söyleşi gerçekleştirdik.
"Aslında bütün derdim ele aldığım meseleyi hakkıyla anlatabilmek. Bunun için uğraşırken dediğiniz gibi bir çeşitlilik ortaya çıkıyor. Öykünün öncelikle bir imkân olduğunu düşünüyorum. Hem de yabana atılmaması gereken önemli bir imkân."

301 ve Sınır isimli öyküleriniz bir acıyı omuzlamakta, gelip geçmeyen ortak gerçekliğimiz ölüm ve vicdan kavramlarına dokunmakta. Bütün bu sınırların arasında "insan" sizin öykülerinizde neye tekabül ediyor? İnsanı öykülerimde özellikle bir şeye tekabül ettirmek gibi özel bir gayretim yok açıkçası. Ama bahsettiğiniz duyarlılıklar yükselince böyle bir algı elbette oluşuyordur. Bu ve benzeri öykülerime çağının tanığı olmak zaviyesinden bakılabilir. Basit, sıradan ve maalesef çok etkisiz bir çaba. Böyle olduğu halde yazmaya devam ediyorum çünkü e…