Ana içeriğe atla

SAYIYLA 1 DERGİ/HAYRİYE ÜNAL

SAYIYLA 1 DERGİ/HAYRİYE ÜNAL YAZDI 

SAVAŞ ATI DEMEK AŞKAR

Bir savaşta atın yıkılması, savaşçının ölümü kadar üzücüdür. Atlar savaşta insan kadar irade sergileyebilir. Gururlu, hassas ve zeki bu ılık kanlı hayvanın savaşlardaki rolü bir dergiye ad olmak için çok uygun. Merkezi Sivas’ta olan Aşkar 21. sayıyı çıkardı. Aşkar’ın son sayılarında dikkatlerden kaçmayan hareketliliği konuşmaya değer.
Üstünden atlamak için çoğu kimsenin hevesli davrandığı ‘90’lar Aşkar’ın gündeminde. ‘90’larda şairin dünya nüfusundan aldığı ağırlık payı bugüne oranla fazlaydı. Bugün hafiflemişlik bir başına değer diye takdim ediliyor. ‘90’lı yılları ve 2000 sonrasını ciddi müşahede etmiş biri olarak bu konuya dair birkaç tespitimi paylaşmam Aşkar’ın çabasının da altını çizecek.
TV’de yayınlanan yetenek temelli yarışmalara dair bir gözlemim var. Dalında yeteneği zirve yapmış kimse ile daha az yetenekli kimse halkoyuna kalmışsa şaşmaz biçimde daha az yetenekli kimse ciddi oy farkıyla öne geçiyor. Çeşitli etkenler var bunda, sahne kullanımı, kişinin sempatik dış görünümü vb. Ancak “çok iyi” denebilecek yeteneklerin karşılık bulamıyor oluşu, aslında tüketilemiyor oluşu manasındadır. Toplum yetenekle ilgili bahiste hep tüketebileceği kadarını talep ediyor. Üstelik bu beş duyu ile rahatça seçilebilen müzik gibi alanlarda bile geçerli. Yani biri çok açıkça ötekinden iyiyken tam anlamıyla ona karşı kaybediyor. Bu tabii rekabet içeren bir söyleyiş, farkındayım. Aslında bir başına ele alırsak, bariz yetenekli kişi, kıyas içermeyen durumda da hak ettiği şekilde tüketilmediği için her koşulda kaybediyor. Şu olmuyor değil: İşlerin yaver gittiği bazı durumlarda, özellikle yeteneğin işlenebildiği toplumlarda, oturmuş sistemlerde kişinin sanatsal mirası dönüştürülüp yaygınlaştırılıyor. Fakat yine de onun bile, yani tam anlamıyla değerlenip yaygınlaşmış, tüketilebilirliği sağlanmış birinin bile, örneğin Beethoven olsun o, süreç içinde yalnız bırakılmadığı hiç iddia edilemez. Dolayısıyla pekâlâ o kimsenin tüketilme ve üretme aşamaları çakışmadığı için kaybolan enerjisi bulunuyordur. Bize ulaşan sakın toplum vasatına çekilen kadarı olmasın!
Konu şiir, toplumsa bizim toplumumuz. Tüketilmek, bir işte var olmanın ilk şartı. Oldukça düz şekilde söylersek kolay lokma olmak, kolay kabul edilmeyi sağlıyor. Bunda toplumumuzun ürkmemesi en önemli gerekçe. İnsanımızın bin ayrı korku refleksi var. Okur ve alımlayıcının tepkisinin önemsizliği sakın düşünülmesin, bugün dört koldan şaire ulaşıyor bu tepki. “Alert” seçeneğini işaretliyorsun ve istediğin bir konuda kuş uçsa, yaprak kıpırdasa haber veriyor sana Google. En önemli fark buradan doğuyor. ‘90’larda kendi ciddiyetini, kendi şiir duygusunu ve kütüphanesindeki kitapları yegâne referansı belleyen şair, kendini başka şairlerle sınayan şair ilerlemiş yaşına rağmen, kendini sanal sözlüklerde madde başı olarak sollamış yeniyetmenin iletişim kanallarındaki ataklığını ehven sanabilir. İnsan ya hani, yanılma payı var. Çünkü toplumun motivasyonu bu yönde. Ciddiyet bu ara satmıyor. Müşteri magazin istiyor. Bu talep yanıtlanmalı zannı hükmediyor. Fakat bu farklar yeteneği belirliyor mu? (Ha yetenek 2000 öncesi bir efsane denebilir burada, o zaman Ajdar dinleyeceksin, niye Mohsen  Namjoo videosu paylaşıyorsun, müzikte zır yeteneksiz adam işini yürütemiyor da şiirde neden buna meydan veriyorsun? Şiirde çirkinden öteye geçiş var mı? Güzelliğin insanda bulunuşu bile üremeye yönelik bir motive aracı değil mi? Şiirin arzu edilemez olana meyli katır üretimini akla getiriyor.) Evet, yanılsama görkemli şekilde doğmuş durumda. Etkileşime boyun eğen şair, müşterinin isteğine sağır kalamaz, müşteri şairden grafiğin görebileceği kısmında durmasını ister. Orada durduğunda ise onu ödüllendirir. Ödül-ceza yöntemiyle toplum şairi hizaya sokar. Hiza şiirin hizası değildir, fakat şiirin hizasını artık kim bilebilir, hiza hiza hiza diye her gün kulağımıza fısıldanan şey toplumun şaire dayattığı şeyken ona mukavemet edecek tek kimse –şair- bu tuhaf alkışa gönüllüyse artık hiza o olur. Tüketilebilir olan; alt edilmiş şair, gönlü edilmiş şair, buruk da olsa rıza göstermiş şair sayesinde hizayı belirlemeye başlar.
Şiire benim inandığım gibi inananların gün gün azalıyor oluşu, bildiğin, bir dilin konuşanlarının azalışı gibi engellenemez ve acıklı bir şey.
Bu tatsız gerçek, ‘90’lı yılların sonunda şiirle yoğun ilgilenmiş kimselerin de yanılsama ikliminde tüketilmeme gerçeği olarak belirdi. Bazılarının bundan dolayı tüketilebilecek formata girmelerine, bilerek kendilerini aşağı çekmelerine, yetenekli birinin korkunç uzun yeteneksiz birini örnek alışı gibi garip olaylara bile tanığız. Sitkom oynamak zorunda kalan usta oyuncu eve ekmek götürecek, bunun için razı, sana ne veriyorlar şiir başına? Hiç!
Aşkar, yanılsama yaratan birçok derginin zıddına, edebiyatı ciddiye ve merkeze alan bir dergi. 90’lı yılların edebiyatını belirleyen koşulları birer birer işlemeye başladı. ‘90’ların sonunda şiire başlamış şairlerle yapılan söyleşiler hep bu ciddiyeti vurguladı. İdris’in samimi çabası, genç arkadaşlarından oluşan heyecanlı kadrosu Sivas’ı bize yaklaştırdı. Dergicilik, salt şiir, öykü yayımlamak dışında hep bir trük ister. İdris Ekinci, Hüseyin Karacalar ve yayın kurulundaki cevval insanlar Aşkar’ı merak etmemizi sağlayan, bir ayağı yere basan işler yapıyor. Onlara dikkat!

HECE ŞUBAT/182

Bu blogdaki popüler yayınlar

AŞKAR 39 İÇİNDEKİLER

ŞİİR

MUŞ BİZİM NEYİMİZ OLUR Özgür Ballı
İMSAKTA LOKMA HESABI Hikmet Çamcı
BURUCİYE MEDRESESİ RAHLEDE BİRİKEN TOZ Erdal Çakır
ALLAH VEKİL, TÜRKİYE VATAN İrfan Dağ
EK KIRK Aziz Mahmut Öncel
ZEMHERİ Çağrı Subaşı
SEVGİ::ODAK Muhammed Sarı
CENNETE GİDEN YOL Yağız Gönüler
"SON GÜLÜMSEME BİR ÖMRÜN ÖZETİ OLDUĞUNDAN" Cihad Özsöz
KUNDURALARIYLA ZIPLAYAN ADAM Şafak Tarhan
KENAR Yasin Fişne
İFTİTAH Eyüp Aktuğ
BEN Kİ Eray Sarıçam
ŞİİRİ SEV, TÜRKİYE'Yİ KORU Ali Yılmaz
ROMA YALNIZ SURLARIYLA YÜKSELİRKEN Merve Parlak
15 TEMMUZ Yunus Emre Altuntaş
SÖZÜN SONBAHARI İdris Ekinci

HİKAYE

YALAZA Mukadder Gemici
KADERİN DÖNGÜSÜ Erol Yıldırım
KUTSANMIŞ Metin Çalı
MİSKET’İN SÜEDA’SI Hafsa Esen

SÖYLEŞİ

İÇİMİZDEN SÖYLEŞTİK I
Şair Şafak Tarhan
İÇİMİZDEN SÖYLEŞTİK II
Cihat Özsöz

TAARRUZNAME

KALANLAR Aziz Mahmut Öncel
BENCE Özgür Ballı
ŞİİRİN YERİNİ BULMAK Sırrı Can Kara
MESÛLİYET MESELESİ
KÖLELİĞİN AZARLANIŞI veya GÖSTERİŞSİZ GÖSTERİ İdris Ekinci
NE İÇİN GELDİK, NEREYE GİDİYORUZ? Merve Yüksel

MÜZEYYEN ÇELİK’LE ÖYKÜ ÜZERİNE

MÜZEYYEN ÇELİK’LE ÖYKÜ ÜZERİNE SÖYLEŞİ: Hatice Ebrar Akbulut
Hayatımda güzel olan ne varsa öykü de orada. Ben uzunca bir süredir her şeye öykü olarak bakıyorum.”
Sizi öykü yazmaya yönelten şey neydi? Beni öykü yazmaya yönelten şey öncelikle şiir yazamıyor olmaktı; bunun dışında tesadüfen yazdığım şey öykü oldu ve ben öyküye öyle başladım. Yani artık öykü yazmalıyım şeklinde planlı bir durum değildi. Şiiri içimde hissetsem de onu yazamadım ama öyküyü yazabildim. Sanırım olay bu. Hikâye anlatmayı çok seviyormuşum meğer. Hatta ben hikâyeler anlatmak için yaratılmışım. Öğrencilerim de derslerimin hikâye kısımlarından çok keyif aldıklarını söylüyorlar. Ayrıca öykü şiirden daha sağlam bir liman.
Hangi öykü yazarları ve hangi öykü kitapları sizi etkiledi? Sabahattin Ali tüm öyküleriyle beni etkiledi. Refik Halit Karay- Memleket Hikâyeleri, Mustafa Kutlu Beyhude Ömrüm, Abdullah Harmancı-Muhteris, Orhan Duru-Bırakılmış Biri, İzzet Yasar- Camdan Mezbahalar, Necati Tosuner, Cemal Şakar, Mehmet Kahram…

ÖYKÜ EDİTÖRÜMÜZ AKİF HASAN KAYA İLE

ÖYKÜ EDİTÖRÜMÜZ AKİF HASAN KAYA İLE KONUŞTURAN: Aşkar Dergisi
Yazarın yakın zamanda çıkan Uzun ve Lacivert Günler isimli öykü kitabı ve öykücülük serüveni üzerine samimi bir söyleşi gerçekleştirdik.
"Aslında bütün derdim ele aldığım meseleyi hakkıyla anlatabilmek. Bunun için uğraşırken dediğiniz gibi bir çeşitlilik ortaya çıkıyor. Öykünün öncelikle bir imkân olduğunu düşünüyorum. Hem de yabana atılmaması gereken önemli bir imkân."

301 ve Sınır isimli öyküleriniz bir acıyı omuzlamakta, gelip geçmeyen ortak gerçekliğimiz ölüm ve vicdan kavramlarına dokunmakta. Bütün bu sınırların arasında "insan" sizin öykülerinizde neye tekabül ediyor? İnsanı öykülerimde özellikle bir şeye tekabül ettirmek gibi özel bir gayretim yok açıkçası. Ama bahsettiğiniz duyarlılıklar yükselince böyle bir algı elbette oluşuyordur. Bu ve benzeri öykülerime çağının tanığı olmak zaviyesinden bakılabilir. Basit, sıradan ve maalesef çok etkisiz bir çaba. Böyle olduğu halde yazmaya devam ediyorum çünkü e…