Ana içeriğe atla

AŞKAR 21 DEDİ / MİLAT GAZETESİ

MUSTAFA UÇURUM YAZDI/20 Şubat 2012
Bir derginin kaç sayı çıktığına değil de kat ettiği mesafeye ve olumlu anlamda yaşadığı değişime bakmak gerekir. Yüzlerce sayı çıkıp da yerinde saymanın hiçbir anlamı yokken birkaç sayı çıkıp da hâlâ zihinlerimizde yer eden dergiler de vardır. Dergi çıktığı her yeni sayıda kendini yeniliyorsa bu iyiye işarettir.
Aşkar dergisi 21. sayısına ulaşan Sivas merkezli bir dergi. Derginin içeriğine geçmeden görünümüne baktığımızda karşımızda her şeyiyle kitap gibi bir dergi durmakta. ( Aslında derginin sırtına da derginin adı, sayısı yazılsa daha şık olur.) Üç aylık çıkan bir dergi Aşkar. Benim pek de tercih etmediğim bir aralıktır bu. Dergi okuyucusu diye bir kitlenin varlığını düşünecek olursak, bir derginin çıkmasını üç ayda bir beklemek epey sıkıcı olmalı. Elbette maddi imkânlar ve çeşitli sorunlar düşünülerek böyle bir karar alınmış olabilirler ama ben bir dergiye en çok iki aylık olmayı yakıştırıyorum.
Aşkar’ın 21. sayısında bir dergide olması gereken her şey var. Hikâye, şiir,söyleşi ve denemeler derginin sayfaları arasındaki yerlerini almış. Derginin asıl hedefindeki tür, şiir. Bunu İdris Ekinci giriş yazısında “Şiir zaten Aşkar’ın anayolu.” diyerek dile getiriyor. Şiiri böyle ön plana çıkaran bir sözden sonra derginin şiirlerine daha bir dikkatle bakmak gerekiyor. Derginin bu sayısında on beş şiir var. Yüz on sayfalık ve üç aylık bir dergi için normal bir sayı. Derginin şiirlerine bakıldığında, yerden yere vurulacak bir şiir yok. Bazı şiirlerde anlamı zorlayan ve şiire nükte katan kelime oyunları biraz sırıtıyor gibi görünse de yürek ferahlığıyla okunacak birçok şiir var. Kızının kalbine konuşan şair her zaman ilk sıradadır bende. “serçeler kızım yaşında, terli.” ( Ahmet Murat)
İrfan Dağ’ın “Sarkozy’e tren çarpsın” temennisiyle başlayan şiiri de günün anlam ve önemine binaen okunabilir. Mustafa Melih Erdoğan’ın şiirini okuyunca ben oyumu Hacı Murat’tan yana kullandığımı söylemek isterim. Şair der ki; “Serçe’yle Murat 124’ün farkını geç kavradım.” Özgür Ballı şiirinde çok haklı. Tuşlara basarak yazılan şiirler ne yazık ki çok silik duruyor hayata karşı. Sözün tam da burasında; “Kalemimi çıkardım, öptüm, yazmaya başladım. Yazmasam deli olacaktım.” diyen Sait Faik’e bir selam göndermek gerek. Aynı serzeniş Mehmet Raşit Küçükkürtül’ün Allah Kaleme Yaz Dedi, Klavyeye Değil adlı yazısında da dile getirilmiş.
Aşkar’ın hikâye yönünden zengin bir içeriğinin olduğunu söylemek mümkün. Hikâye adına ismi anılması gereken birçok söz sahibi yazar var bu sayıda. Akif Hasan Kaya’nın, Aykut Ertuğrul’un hikâyelerini ağır ağır, Nihan Kaya’nın, Yılmaz Yılmaz’ın hikâyelerini bir solukta okudum. Hâlâ güzel hikâyeler okuduğumuz için şükrettim. Allah kalemlerine ve yüreklerine zeval vermesin söz sahiplerinin. Bazı hikâyeler çok tanıdık geldi bana. Sanki yaşanmış gibi, sanki her an köşe başından çıkacakmış gibi. Benim bu sayıdaki hikâyem Meral Afacan Bayrak’a ait “İş Kazası” hikâyesi oldu. Rahat bir dili var Bayrak’ın. Okuyanı sıkmayan, konuyu sürükleyen ve diri tutan. Diğer dergilerdeki okuduklarımdan da yola çıkarak diyebilirim ki hayatın ortasından konuşan bir yazardır Meral Afacan Bayrak. Ayrıca kalbî duyarlılığını yazdıklarına da yansıtmaktadır. Kişinin yazdıklarının aynası olmasına inanırım. Yaşantım farklı, yazdıklarım farklı çizgisinde kalem oynatmak ikili oynamanın edebiyata yansıyan yüzüdür. Bu anlamda Bayrak’ın yazdıkları duyarlılıklarını da ifade edecek bir hassaslığa sahiptir.
Dergide İdris Ekinci’nin Ali Ayçil’le yaptığı söyleşi yazarın yeni kitabı “Yenilgiden Dönerken” ekseninde gerçekleşmiş. Şairlerin nesirlerinde gizli kalan şiirlerine dikkat çekiyor Ali Ayçil. Doğru söze ne denir…
Reşit Güngör Kalkan’ın, “İtaatsiz Fakat Komik” denemesi daldan dala o kadar maharetle atlıyor ki keyifle okudum yazıyı.
Uzaktan bakıldığında ahbap çavuş muhabbeti gibi görünen fakat bana göre “olması gereken” yazı ve tanıtımlar da dergide yerini almış. Herkesin herkese yabancı olduğu, herkesin sadece kendini görme telaşı içinde olduğu bir ortamda kişilerin kendilerine yakın buldukları isimler hakkında yazmaları gayet doğal bir sonuçtur. Aşkar, en azından; “Bizim ekip hakkında yazmazsan şiirini, yazını yayınlamayız.” sahtekârlığını alenen vurgulayanlardan olmadı. Dergide İrfan Dağ, Ah Muhsin Ünlü’nün Gidiyorum Bu, Özgür Ballı Ahmet Murat’ın Bir Şair Bisiklette, Akif Hasan Kaya ve İrfan Dağ Aykut Ertuğrul’un Keyfekader Kahvesi kitapları üzerine yazmış.
Bu sayıda benim de googleden esinlenerek değil de bizzat okuyarak yazdığım Cahit Sıtkı’nın öykü kitabı hakkındaki yazım yer alıyor.
Hüseyin Karacalar’ın Aşkar Güzellemeleri güzel değinilerin olduğu bir yazı. Kişilerden, filmlerden ve Mustafa Celep’ten bahsediyor olması ayrı bir güzellik olmuş. Derginin bu bölümünü görünce, yıllar önce Sivas’ta çıkardığımız Martı dergisindeki Martı Günlükleri aklıma geldi. Böyle bir bölüm, zihinleri diri tutması anlamında dergilere yakışıyor.
Aşkar, 21. sayısına ulaşmış, artık dergi olduğunu ispatlamış bir şekilde yoluna devam etmekte. Kötülük olsun diye değil, iyilik olsun diye diyebilirim ki Aşkar; Rûzigâr’dan, Martı’dan ve Sühan’dan sonra Sivas’ın yüzünü ağartarak okuyucusuyla buluşmaya devam ediyor. Bunun kefili de geride kalan 21 sayıdır. İyi okumalar.

Bu blogdaki popüler yayınlar

AŞKAR 39 İÇİNDEKİLER

ŞİİR

MUŞ BİZİM NEYİMİZ OLUR Özgür Ballı
İMSAKTA LOKMA HESABI Hikmet Çamcı
BURUCİYE MEDRESESİ RAHLEDE BİRİKEN TOZ Erdal Çakır
ALLAH VEKİL, TÜRKİYE VATAN İrfan Dağ
EK KIRK Aziz Mahmut Öncel
ZEMHERİ Çağrı Subaşı
SEVGİ::ODAK Muhammed Sarı
CENNETE GİDEN YOL Yağız Gönüler
"SON GÜLÜMSEME BİR ÖMRÜN ÖZETİ OLDUĞUNDAN" Cihad Özsöz
KUNDURALARIYLA ZIPLAYAN ADAM Şafak Tarhan
KENAR Yasin Fişne
İFTİTAH Eyüp Aktuğ
BEN Kİ Eray Sarıçam
ŞİİRİ SEV, TÜRKİYE'Yİ KORU Ali Yılmaz
ROMA YALNIZ SURLARIYLA YÜKSELİRKEN Merve Parlak
15 TEMMUZ Yunus Emre Altuntaş
SÖZÜN SONBAHARI İdris Ekinci

HİKAYE

YALAZA Mukadder Gemici
KADERİN DÖNGÜSÜ Erol Yıldırım
KUTSANMIŞ Metin Çalı
MİSKET’İN SÜEDA’SI Hafsa Esen

SÖYLEŞİ

İÇİMİZDEN SÖYLEŞTİK I
Şair Şafak Tarhan
İÇİMİZDEN SÖYLEŞTİK II
Cihat Özsöz

TAARRUZNAME

KALANLAR Aziz Mahmut Öncel
BENCE Özgür Ballı
ŞİİRİN YERİNİ BULMAK Sırrı Can Kara
MESÛLİYET MESELESİ
KÖLELİĞİN AZARLANIŞI veya GÖSTERİŞSİZ GÖSTERİ İdris Ekinci
NE İÇİN GELDİK, NEREYE GİDİYORUZ? Merve Yüksel

MÜZEYYEN ÇELİK’LE ÖYKÜ ÜZERİNE

MÜZEYYEN ÇELİK’LE ÖYKÜ ÜZERİNE SÖYLEŞİ: Hatice Ebrar Akbulut
Hayatımda güzel olan ne varsa öykü de orada. Ben uzunca bir süredir her şeye öykü olarak bakıyorum.”
Sizi öykü yazmaya yönelten şey neydi? Beni öykü yazmaya yönelten şey öncelikle şiir yazamıyor olmaktı; bunun dışında tesadüfen yazdığım şey öykü oldu ve ben öyküye öyle başladım. Yani artık öykü yazmalıyım şeklinde planlı bir durum değildi. Şiiri içimde hissetsem de onu yazamadım ama öyküyü yazabildim. Sanırım olay bu. Hikâye anlatmayı çok seviyormuşum meğer. Hatta ben hikâyeler anlatmak için yaratılmışım. Öğrencilerim de derslerimin hikâye kısımlarından çok keyif aldıklarını söylüyorlar. Ayrıca öykü şiirden daha sağlam bir liman.
Hangi öykü yazarları ve hangi öykü kitapları sizi etkiledi? Sabahattin Ali tüm öyküleriyle beni etkiledi. Refik Halit Karay- Memleket Hikâyeleri, Mustafa Kutlu Beyhude Ömrüm, Abdullah Harmancı-Muhteris, Orhan Duru-Bırakılmış Biri, İzzet Yasar- Camdan Mezbahalar, Necati Tosuner, Cemal Şakar, Mehmet Kahram…

ÖYKÜ EDİTÖRÜMÜZ AKİF HASAN KAYA İLE

ÖYKÜ EDİTÖRÜMÜZ AKİF HASAN KAYA İLE KONUŞTURAN: Aşkar Dergisi
Yazarın yakın zamanda çıkan Uzun ve Lacivert Günler isimli öykü kitabı ve öykücülük serüveni üzerine samimi bir söyleşi gerçekleştirdik.
"Aslında bütün derdim ele aldığım meseleyi hakkıyla anlatabilmek. Bunun için uğraşırken dediğiniz gibi bir çeşitlilik ortaya çıkıyor. Öykünün öncelikle bir imkân olduğunu düşünüyorum. Hem de yabana atılmaması gereken önemli bir imkân."

301 ve Sınır isimli öyküleriniz bir acıyı omuzlamakta, gelip geçmeyen ortak gerçekliğimiz ölüm ve vicdan kavramlarına dokunmakta. Bütün bu sınırların arasında "insan" sizin öykülerinizde neye tekabül ediyor? İnsanı öykülerimde özellikle bir şeye tekabül ettirmek gibi özel bir gayretim yok açıkçası. Ama bahsettiğiniz duyarlılıklar yükselince böyle bir algı elbette oluşuyordur. Bu ve benzeri öykülerime çağının tanığı olmak zaviyesinden bakılabilir. Basit, sıradan ve maalesef çok etkisiz bir çaba. Böyle olduğu halde yazmaya devam ediyorum çünkü e…