Ana içeriğe atla

dipdalga'da söyleşmişiz






AŞKAR Dergisi'nin editörü İdris Ekinci'ye sorduk.

Pzt, 12/12/2011 - 02:10 tarihinde dipdalga'da yayınlandı.


Sivas’ta yayınlanan AŞKAR Dergisi'nin editörü İdris Ekinci, dipdalga.net’in sorularını yanıtladı.

1.Bölüm

* Kültür-sanat alanında bir kastlaşmadan bahsedebilir miyiz?

c- Kastlaşma her alanda var, sadece kültür ve sanatta değil. Yalnız, bu durum gerçek sanat ve kültür adamlarını korkutmaz. Onlar üzerlerine düşen görevleri her şartta yerine getirirler. Görüntülere hiçbir zaman aldanmamak lazım.

* Şöhretli yazarların, çok satan kitapların; bu güce ulaşmasında niteliğin yeri nedir?

c- Bazılarında nitelik hiç yok denilemez fakat çoğunca modern hayatın azdırdığı reklam politikası ve maniple hareketleri olmamışı olmuş gibi gösterebiliyor. Birazcık zekâya sahip olan ve biraz çalışan bu durumu rahatlıkla fark eder. Ama tabi yeniyetmeler için durum biraz karmaşık. Onların işi daha da zor. O “birazcık zekaya sahip olanlar”ın rahat davranmaması gerek.

* Büyük sermaye gücüne sahip yayınevleri ve banka yayınevleri; ne derece estetik, insani değer kaygıları taşıyor? Yayın çizgilerini ve amaçlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

c- Yayın çizgilerini ve amaçlarını çok düşünmeye gerek yok; onları düşündüren ilk unsur neyden ne kadar kazanç elde edebilecekleridir. Yine de Türkiye’de piyasaya sunulan güçlü eserlerin önemli bir kısmı bu yayınevlerince okuyucuya sunuluyor. Kendini bu yayınevlerinden kurtarabilmiş önemli isimler ve eserler ise zaten bir kazanç peşinde değiller.

* Piyasa ilişkilerinin uzağında durmaya çalışan, başarılı bulduğunuz, yayınevleri ve dergiler var mı? İsim verebilir misiniz?

c- Türkiye’de piyasa ile bağı olmama hususunda ben ancak kendi dergime kefilim ve dergim adına konuşabilirim. O da AŞKAR. Piyasa düşüncesi yayın hayatına ne verir veya ondan ne alır, bu soruyu gerçekten bir şeyler yapmaya çalışan adamlar oturup düşünsün. Ben paranın merkeze oturduğu yerden hakikat kaçar diyorum.

* Metropollerdeki; egemen yaklaşımın ve tarzın uzağında dergilerin, yayınevlerinin varoluş koşullarını nasıl görüyorsunuz?

c- Metropolleri sermayenin merkezi olarak düşünürsek dergilerin durumu iyi ama yayınevleri zaten metropoller dışında pek yok. Metropolleri kültürün merkezi olarak düşünürsek, bence bu durum artık bir mücadele nesnesi olma halinden çıkmıştır. Merkez-taşra bitmiştir. İyi dergi –baskısı hariç- mezrada bile yapılır.

* Küçük yayınevlerinin bastığı nitelikli eserlerin; okurla buluşma imkanları ve imkansızlıkları nelerdir? Tanıtım ve dağıtım sorunlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

c- Küçük yayınevleri iyi eserler basıyorlarsa onları tebrik etmek lazım.

* Estetik düzeyi yüksek bir eserin, popüler olma koşulları var mı?

c- Popülerlik benim anlayışımca olumlu bir ibare değil. Popüler olan hemen tüketilen demektir. Aklıma sakızlar geliyor. Estetik düzeyi yüksek bir eser ise zamanın bütününü kapsamaya niyetli bir gayretin ürünüdür. Dolayısıyla onun pek acelesi olmaz.

* Kültür-sanat alanında verilen ödüllerin bir kastlaşma yarattığını düşünüyor musunuz? Bu ödüller ne derece yeni değerler ile tanışmamızı sağlıyor?

c- Ödüller… İnce ince gülümsüyorum sadece. Bu da bazı şeyleri anlatır herhalde?

* Popüler ürünlerin yarattığı bilinci; estetik ürünlerin algılanmasında bir engel olarak görüyor musunuz?

c- Güçlü eserler zaten hep onlarla savaşırlar. Bence sıkıntımız bina yapamamak değil, çürük malzeme kullanmak.

* Edebiyat eleştirmenliğinin durumunu, popüler üretimlerin ele alınışı açısından nasıl değerlendiriyorsunuz? Yaygın medyada popüler ürünlerin eleştirisine neden pek rastlanmıyor?

c- Türkiye’de oturmuş bir eleştiri gücü var mı?

* Kültür-sanat ve iktidar-sermaye ilişkisi nasıl olmalı? Mevcut durumu nasıl görüyorsunuz?

c- Mümkünse bunlar hiç karşılaşmasınlar. Hatta, gözlerinde diğerinin gözlerinin izi bile olmasın.

* Edebiyatçının; toplumsal bilinç yaratma, toplumsal dönüşümlere katkı sunma gibi bir misyonu var mıdır? Edebiyatçının misyonu ne olmalıdır?

c- Yaşarken bir insanın görevi ne ise edebiyatçının da görevi odur. Edebiyatçı, insan olmanın ağırlığını biraz daha derinden hissediyorsa ne âlâ.

* Evrensel bir kardeşlik dilinin yaratılmasında; toplumsal muhalefet nasıl bir işlev görür?

c- Yalan üzerine iman inşa edilmez.



2.Bölüm

* İstanbul, Ankara, İzmir dışında yayın hayatını sürdüren dergilerin, yayınevlerinin; sesini metropollere ve bölge dışına duyurabilme koşulları var mı? Dağıtım ve tanıtım alanında ne tür zorluklar yaşanıyor, nasıl aşılmaya çalışılıyor? İnternet olumlu bir işlev görebilir mi?

c- internetin işlevi farklı, onu bence karıştırmamak lazım. Dağıtım meselesi=Abonelik meselesi.

* Derginiz ne tür bir ihtiyacın ürünü? Hangi amaçlarla doğdu, bugün geldiğiniz noktada kendinizi nerede görüyorsunuz?

c- Konuşma ihtiyacının ürünü. İnsan konuşur. Adam gibi bir şeyler söylemek amacıyla doğdu veya adam gibi söylenenlere makes olmak amacıyla. Geldiğimiz nokta gitmek istediğimizden henüz uzakta fakat kat ettiğimiz mesafe yabana atılır değil.

* Derginiz; ülke çapında ya da bölgenizde; estetik bir incelme, toplumsal duyarlılık yaratma açısından nasıl bir işlev görüyor?

c- Bunlar büyük sözler. İlk önce bizim yeteri kadar incelmemiz gerekiyor. Biz inceliyorsak zaten bizimle birlikte bırakın ülkemizi dünya da incelir.

* Ülke çapında ya da bölgeniz açısından; derginiz bir ihtiyaç olarak görülüp, sahipleniliyor mu? Kayıtsızlıkla karşılandığınızı, derginizin varlık koşullarının zora girdiğini düşünüyor musunuz?

c- Bizim işlerimizin –kalem işleri denilebilir- müşterisi bellidir. Şimdiye kadar dergimiz tezgahta çürümedi. Kıymeti biliniyor mu? Bu soruya hem evet hem de hayır diyorum ya da bilenler biliyor. Şimdilik varlık şartlarında zora girmek gibi bir durum söz konusu değil.

* Bulunduğunuz ildeki ya da çevre illerdeki; üniversite öğrencilerinin derginize katkısı ve ilgisi ne düzeyde? Edebiyat öğretmenlerinin kültür ve sanata ilgisi nasıl? Lise öğrencilerinde derginize yönelik bir duyarlılık gözlemliyor musunuz?

c- Yok. Kötü. Hayır.

* Metropollere öğrenim için giden öğrencilerden, öğrenim sonrası geri dönenlerde; kültür-sanat, düşün alanına katkı yapma çabası görüyor musunuz? İdealist yaklaşımların, toplumu dönüştürme iradesinin; bir süre sonra kendiliğindenliğe teslim olduğu durumlarla ne ölçüde karşılaşıyorsunuz?

c- Onların bırakın sanata edebiyata katkılarını, kendilerine bir katkıları yok. Bu işler temel varoluş kaygısıyla alakalı, hevesle değil. Sorunun ikinci kısmına gelince. Dere yatağına ev yapılmaz.

* Okurlarınız ağırlıklı olarak kimlerden oluşuyor? Dergiye okur profilinizin katkısı ne düzeyde oluyor, olumlu ya da olumsuz geri dönüşleri yeterli düzeyde görüyor musunuz?

c- Geri dönüşler kısmen yeterli. Okurlarımız, okumayı bir iş gören herkes. Haberli olan ‘bana ne’ demiyor.

* Bildiğimiz kadarıyla, dergi eylemi bir avuç idealistin iradesiyle hayat buluyor. Derginiz kaç adet basılıyor? Mali sorunları nasıl aşıyorsunuz?

c- Kendi aramızda hallediyoruz. Kaç basıldığını burada söylemem bence doğru değil. Yeteri kadar diyelim.

* Dergi eyleminizde; yerleşik geleneksel tutumların baskısıyla, kısıtlayıcılığıyla karşılanıyor musunuz?

c- Hayır.

* Derginizin kendisini yinelememesi için ne tür tedbirler alıyorsunuz?

c- Dergi bunu istese de yapamaz. On adam, on ayrı yerden, on ayrı konumdan omuzluyor bu dergiyi. Bu durum her dergi faaliyetine nasip olmaz.

* Derginiz toplumsal sorunlarla ilgili mi? Bölgenizde ilgi gösterdiğiniz, çözümüne katkı sunduğunuz sorunlar oldu mu?

c- Dergi çıkarmak insani bir iştir. İnsanın salih bir niyetle yaptığı her şey insana değgin bir şeydir. Biz iyiyi yapıyorsak “sorun” denilen şey ne mahiyette olursa olsun azalıyor, eriyor demektir. Tabi iyiyi yapıyorsak…



not: insani hiçbir olgu biri birinden bağımsız değildir. Nasıl şiir yazdığımız, nasıl ekmek yediğimiz, nasıl oturduğumuz, nasıl konuştuğumuzla, nasıl kızdığımız veya sevdiğimizle alakalı. Dolayısı ile varlığı bir bütün olarak algılamak, anlamak gerekir. Türkiye’de sanat ve edebiyat –hatta dünyada sanat ve edebiyat- insanın bütün boyutlarıyla ilgili bir konudur. Kısaca insanın konumu ne ise yaptığı da onun konumu ile aynı değerdedir.



(dipdalga.net)

Bu blogdaki popüler yayınlar

“BEN SENİ SONRA ARARIM” VE “PASLI ÇİÇEK” ÜZERİNE SÖYLEŞİ

İdris Ekinci sordu, Özgür Ballı ve İrfan Dağ cevapladı.
Ben Özgür Ballı’nın şiirlerinde hep bir içtekileri dökme, açığa vurma görüyorum. Bunu hep cins bir dil kullanarak yapıyorsun, burayı biraz anlayabiliyoruz. Tekrar geri toplamaya çalışsan, bize hangi yolu tercih edeceğini anlatabilir misin?
Sanırım bildiğim tek yol bu. Yani aslında dökerken toplamak gibi, farkına varmak gibi sevgili Hocam. Kabullenmek gibi, biraz daha acıtarak yazarken, okurken biraz daha iyileşerek belki. Tekrar geri toplamaya çalışsam ne kadar başarılı olabilirim, bir kere dökülen şey, nasıl toplanırsa toplansın, değişmiş, bozulmuştur belki biraz değil mi? Tekrar geri toplamaya çalışmıyorum, dökülen dökülsün, kalanlar bana yeter, yetiyor. Hayat böyle bir şey değil mi zaten, hayat bunların toplamı değil mi? Bak burada da bir iç döküş yaşanıyor belki şimdi, şu anda yani. Geri toplamaya gerek var mı sence?
Bence her şey olduğu yerde kalsın. Biraz içe dönük hayatına değinmek istiyorum. Senin açından içinde bulunduğun ha…

Aşkar Dergisi 41. Sayı Bülteni

Aşkar Dergisi’nin Ocak – Şubat – Mart 2017 tarihli 41. sayısı çıktı. 10. yılının ilk sayısını çıkaran Aşkar, kapağında Karacaoğlan’ın şu mısraları ile okurunu karşılıyor.
“Karacoğlan der ki ismim överler, / Ağu oldu yediğimiz şekerler, / Güzel sever deyi isnad ederler, / Benim haktan özge sevdiğim mi var?”
Osman Özbahçe, Özgür Ballı, Aziz Mahmut Öncel, İrfan Dağ, Eray Sarıçam, Hikmet Çamcı, Merve Parlak, Ali Yılmaz, Eyüp Aktuğ, Yasin Fişne, Yunus Kadıoğlu, Yunus Emre Altuntaş, Burak Çelik, Mehmet Biter, Mustafa Ay, Çağrı Subaşı, Örsan Gürkan Aplak, Seyit Köse, Şafak Tarhan, Yavuz Ertürk bu sayının şairleri.
Öykü bölümünde ise Akif Hasan Kaya, Ayşegül Genç, İsmail Demirel, Metin Çalı öyküleri ile yer alıyor.
Hüseyin Karacalar, İsmail Demirel ile ilk kitabı “Maçı Kaybettik” üzerine konuştu.
Bu sayının Mesuliyet Meselesi bölümünde ise İdris Ekinci, Ferhat Nabi Güller ve Merve Demirkıranın yazıları yer aldı.İdris Ekinci'nin ; "İtikatta İsmet Özel Amelde Müptezel" başlıklı yazısı,…

Ah’lar Ağacından Bir Yaprak Daha:
Ah! Didem Madak

1970 doğumlu. Lise eğitimini İzmir’de tamamladı. Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Ruhunu ütüsüz ve buruşuk gezdirmeyi sevdiğinden hiçbir zaman yeterince “düzgün insan” olamadı. Tezgahtarlık, sekreterlik, anketörlük gibi işlerde çalıştı. İlk şiirleri Sombahar ve Ludingirra dergilerinde yayınlandı. Grapon Kağıtları isimli ilk kitabı İnkılap Kitabevi Şiir Ödülü’nü aldı.
Yukardaki satırlarla tanıtılıyor Didem Madak , 2002 yılında yayımlanmış Ah’lar Ağacı kitabının girişinde. Ruhunu ütüsüz ve buruşuk gezdirmeyi sevdiği doğrudur ama hiçbir zaman yeterince düzgün bir insan olamadığı konusunda kendisiyle hemfikir değilim.
24 temmuz’dan bu yana bu satırları yazabilmek için bu yazının başına defalarca oturdum. Grapon Kağıtları, Pulbiber Mahallesi kitaplarını da okudum ama Ah’lar Ağacı kitabı bir başka. Ah’lar Ağacı şiiri bambaşka.
24 temmuz 2011 tarihinde kolon kanserinden öldü Madak. 41 yaşındaydı.
Şimdi onun için bir güzelleme yazmak niyetim vardı, ama sonra gördüm ki, gü…