Ana içeriğe atla

alıntı defteri (2)

  
mehmet raşit küçükkürtül 


muhammed hamidullah'ın "hz. peygamber'in savaşları" isimli kitabın 75. sayfasından bir bölüm:
"sal dağı üzerindeki kayalarda bulunan, bu savaş (hendek savaşı kast ediliyor. mrk) zamanına ait yazılar da -bunlar için bkz. islamic culture, haydarabad, deccan, hindistan, ekim 1939-, müslümanların hissettikleri ciddi endişelere tanıklık etmektedir. hz. ömer'in el yazısıyla yazılmış bu yazılardan birisinde şunlar okunuyor: "ebu bekir ve ömer, gece gündüz bütün bu aksiliklerin düzelmesi için allah'a acizane dua ettiler."

***

ihsan süreyya sırma'nın 27 kasım 2011 tarihinde yeni şafak gazetesine, emeti saruhan'a verdiği röportajdan:

" O yıllarda işkence kitabım senede 10 bin baskı yapardı. Şimdi öyle değil. Senede bin basıyor. Müslümanlar seküler oldular. Kafelerde oturup nargile içmek daha cazip oldu. Müslümanların bir derdi vardı. O derdi yok oldu. Oysa ki derdi olmayan insan olamaz. Feridüddin Attar Öğütler kitabında diyor ki 'Dostum, pazara git kendine bir dert satın al. Bulamazsan gel benden ödünç al.' Tamamen de vermiyor. Çünkü o dert ona da lazım. Derdi olmayan seküler olur. Gider gezer, yer, yaşar."

" Hamidullah Hoca hukukçu olmasına rağmen 5 yaşında hafız olmuş, kendisini çok iyi yetiştirmiş, tefsir, hadis, tıp, hukuk alanlarında kitaplar yazmış. 1,78 boyundaydı. Yazdığı kitapları yan yana koysanız boyunu 2 kere geçerdi. 17 dil bilirdi."

***

prof. dr. aydın köksal'ın "dil ve ekin" isimli kitabının toroslu kitaplığı'ndan çıkan "günlenmiş ikinci yayım 2003" ibareli baskının 102. sayfasından bir bölüm: "nota adları da, birçok müzik terimi gibi italyan geleneğinden alıntı olmakla birlikte, buradaki iz belirsizleşmiş, neredeyse unutulmuştur: do (önceleri ut), re, mi,fa, sol, la, si… italyan guid'arrezzo bu sözcükleri, aziz johannes battista ilahisindeki dizilerin birinci hecelerinden alarak sırayla yükselen  notaların adları olarak kullanmayı düşünmüştür (ut, re, mi, fa, sol, la, B). ancak yedinci notanın adı, uzun süre B olarak kullanıldıktan sonra, 13. yüzyılda, ilahinin latince adı sancte ionnes'in kısaltması olarak si olarak değiştirilmiştir. ut sözcüğü ise, notalar sesli olarak okunurken tutukluk yaptığından 17. yüzyılda do'ya dönüştürülmüştür. almanya'nın kimi bölgelerinde bugün hâlâ ut kullanılır." 


***

notos öykü dergisinin aralık 2011-ocak 2012'ye ait 31. sayısında "düzyazı şiirin istediği yere gidemez" başlıklı,  semih gümüş'ün erdal alova'yla  yaptığı konuşmadan:

"kuşkusuz, bugünkü türkçe şiir her şeyini nâzım hikmet'in görkemli çıkışına borçludur."

"türkçe, şiir için yaratılmış bir dildir âdeta."

" günümüz türk şiiri tam bir tıkanıklık içindedir. (…) geniş soluklu, epik bir şiire yönelmelidir kanımca bu tıkanıklığı aşmak için. bu bakımdan, şiir sanatı coğrafyanın, tarihin, etnografyanın, antropolojinin, fiziğin, yeni buluşların alanına olanca ilgisiyle girmelidir. bir kültür şiiri gerekli bize. izlenimcilikten, anlık kışkırtmalardan kurtulmak gerek. şairler de kendilerine o kadar çektiren egolarını, en azınan, bitaraf ederek,  ben'den biz'e geçmeli." 

***

14 aralık 2011 çarşamba, milat gazetesi'nin kültür-sanat sayfasında yer alan, cafer keklikçi'nin cevap verdiği "köşe başı" alınlıklı soruşturmadan:

- hayatınızda örnek aldığınız şahsiyetler kimlerdir?
- ben örnek almam ben örnek alınırım, desem tabi ki bu ne kibir dersiniz. deyiniz. gerçek böyle. 





Bu blogdaki popüler yayınlar

“BEN SENİ SONRA ARARIM” VE “PASLI ÇİÇEK” ÜZERİNE SÖYLEŞİ

İdris Ekinci sordu, Özgür Ballı ve İrfan Dağ cevapladı.
Ben Özgür Ballı’nın şiirlerinde hep bir içtekileri dökme, açığa vurma görüyorum. Bunu hep cins bir dil kullanarak yapıyorsun, burayı biraz anlayabiliyoruz. Tekrar geri toplamaya çalışsan, bize hangi yolu tercih edeceğini anlatabilir misin?
Sanırım bildiğim tek yol bu. Yani aslında dökerken toplamak gibi, farkına varmak gibi sevgili Hocam. Kabullenmek gibi, biraz daha acıtarak yazarken, okurken biraz daha iyileşerek belki. Tekrar geri toplamaya çalışsam ne kadar başarılı olabilirim, bir kere dökülen şey, nasıl toplanırsa toplansın, değişmiş, bozulmuştur belki biraz değil mi? Tekrar geri toplamaya çalışmıyorum, dökülen dökülsün, kalanlar bana yeter, yetiyor. Hayat böyle bir şey değil mi zaten, hayat bunların toplamı değil mi? Bak burada da bir iç döküş yaşanıyor belki şimdi, şu anda yani. Geri toplamaya gerek var mı sence?
Bence her şey olduğu yerde kalsın. Biraz içe dönük hayatına değinmek istiyorum. Senin açından içinde bulunduğun ha…

Aşkar Dergisi 41. Sayı Bülteni

Aşkar Dergisi’nin Ocak – Şubat – Mart 2017 tarihli 41. sayısı çıktı. 10. yılının ilk sayısını çıkaran Aşkar, kapağında Karacaoğlan’ın şu mısraları ile okurunu karşılıyor.
“Karacoğlan der ki ismim överler, / Ağu oldu yediğimiz şekerler, / Güzel sever deyi isnad ederler, / Benim haktan özge sevdiğim mi var?”
Osman Özbahçe, Özgür Ballı, Aziz Mahmut Öncel, İrfan Dağ, Eray Sarıçam, Hikmet Çamcı, Merve Parlak, Ali Yılmaz, Eyüp Aktuğ, Yasin Fişne, Yunus Kadıoğlu, Yunus Emre Altuntaş, Burak Çelik, Mehmet Biter, Mustafa Ay, Çağrı Subaşı, Örsan Gürkan Aplak, Seyit Köse, Şafak Tarhan, Yavuz Ertürk bu sayının şairleri.
Öykü bölümünde ise Akif Hasan Kaya, Ayşegül Genç, İsmail Demirel, Metin Çalı öyküleri ile yer alıyor.
Hüseyin Karacalar, İsmail Demirel ile ilk kitabı “Maçı Kaybettik” üzerine konuştu.
Bu sayının Mesuliyet Meselesi bölümünde ise İdris Ekinci, Ferhat Nabi Güller ve Merve Demirkıranın yazıları yer aldı.İdris Ekinci'nin ; "İtikatta İsmet Özel Amelde Müptezel" başlıklı yazısı,…

Ah’lar Ağacından Bir Yaprak Daha:
Ah! Didem Madak

1970 doğumlu. Lise eğitimini İzmir’de tamamladı. Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Ruhunu ütüsüz ve buruşuk gezdirmeyi sevdiğinden hiçbir zaman yeterince “düzgün insan” olamadı. Tezgahtarlık, sekreterlik, anketörlük gibi işlerde çalıştı. İlk şiirleri Sombahar ve Ludingirra dergilerinde yayınlandı. Grapon Kağıtları isimli ilk kitabı İnkılap Kitabevi Şiir Ödülü’nü aldı.
Yukardaki satırlarla tanıtılıyor Didem Madak , 2002 yılında yayımlanmış Ah’lar Ağacı kitabının girişinde. Ruhunu ütüsüz ve buruşuk gezdirmeyi sevdiği doğrudur ama hiçbir zaman yeterince düzgün bir insan olamadığı konusunda kendisiyle hemfikir değilim.
24 temmuz’dan bu yana bu satırları yazabilmek için bu yazının başına defalarca oturdum. Grapon Kağıtları, Pulbiber Mahallesi kitaplarını da okudum ama Ah’lar Ağacı kitabı bir başka. Ah’lar Ağacı şiiri bambaşka.
24 temmuz 2011 tarihinde kolon kanserinden öldü Madak. 41 yaşındaydı.
Şimdi onun için bir güzelleme yazmak niyetim vardı, ama sonra gördüm ki, gü…