Ana içeriğe atla

UYKU KUŞU ÜZERİNE

İdris Ekinci Sivas’ta yaşıyor.  Uyku Kuşu ilk şiir kitabı. Ebabil yayınlarından çıktı. Ürün konusunda bereketli bir kaleme sahip İdris Ekinci.  Hece’de, Dergah’ta Karagöz’de ve Aşkar’da şiirlerini, poetik ve inceleme yazılarını sürdürüyor. Aşkar dergisi ise dostlarıyla birlikte çıkardığı samimi bir çabanın ürünü. İlk günkü heyecanla yoluna devam ediyor Aşkar. İdris Ekinci’nin şiirini bazı şairlerimize sorduk. Ali Emre, Hayriye Ünal, Ali Ayçil ve Mustafa Köneçoğlu görüşlerini bizlerle paylaştılar…
 
ALİ  EMRE:

"Diri bir şiir yazıyor İdris Ekinci. Canlı, konuşkan, içten dizelerle kuruyor şiirlerini. Sivas’tan, şairinin biyografisinden büyük kentlere ve başka dünyalara açılan, sonra tekrar kendine, kendine özgü coğrafyasına ve duyarlılık evrenine dönen bir şiir bu. Hem sözcük dağarı açısından böyle hem de temaları, içeriği açısından.
Uyku Kuşu’ndaki şiirler, belli bir zaman diliminde peş peşe yazılmış gibi bir izlenim bırakıyor ilk bakışta insanda. Epey bir süre beklemiş, hazırlanmış, sözünü sesini toparlamış ondan sonra da çıkıp aralıksız konuşmuş  bir şair var sanki karşımızda. Uzun yıllara yayılmış şiirler değil yani bunlar. Yahut daha önce yazıp biriktirdiklerini sokmamış bu kitaba şair. Kıvamını bulmuş şiirler, birbirlerine benzeyen yönleri olsa da yakalanan sesin zamanında ve ekonomik kullanıldığı şiirler. Gardı pek düşmüyor. Müzik bütün kitaba yayılıyor. Ayıklamalar yapıldığı da belli. Belki kitap olarak biraz gecikmiş ama buna değmiş doğrusu."

HAYRİYE ÜNAL:

GÖZÜNÜN YALIMI YAKMAYAN
Bir şair, gençken ifade ettiği ile yüklemeye çalıştığı anlam arasındaki açığı kapatmaya çalışır durur. Bu açığı sadece sezgisiyle algıladığı  için malzemesine karşı hoyrat olabilir, otuz kere otuzuna gelir. Otuzun eşiğini aşındırmak ve her şeyin “eninde sonunda yanlış”  olduğuna varmak, modern şiirimizin ayırıcı özelliği. Burada modernliği tarihsel bir tema olarak değil, edebiyata dair teorik bir tema olarak alıyorum. Şiirimizin zoraki modernliği her şairi bir çeşit dikenli tel olarak da çerçeveliyor. İdris ise varlığını şiire koyan, cam gibi bir adam. Pürüzsüz, şeffaf, topraktan yapılmış, kırılmadıkça kanatmaz; kindar değil. Şiirleri de bu mizacı, bir çeşit Türk-Anadolu modernliği olarak mesela Büyük Saat okuyan, bikarar, gözünün yalımı kimseyi yakmamış olan ama –kesinlikle erkek olan- bir yiğit portresi çizerek yansıtıyor.
Postmodernist tavırla temas halinde olmayan bir şiir İdris’in yazdığı. Bunun sonucu, kusura bakış açısında görünür. Kusursuz bir eskiz ve kusurlu bir şiir arasındaki fark postmodern tavrın bir kenara koyduğu bir farktı. Anlam uğrundaki savaş ve eskizden uzaklaşma çabası devam ediyor İdris’in şiirlerinde. Hem insan olmanın vicdanî anlamı hem de şiirsel anlam peşinde bir şairle karşı karşıyayız.
Onun şiir içinde hem türsel beğeniler hem de şair beğenileri anlamında kendine sınır taşları, adeta bir delikanlılık ilkesi çerçevesinde bir alt kanon koyduğunu görüyorum. Bu taşlar başlangıç için bir hayranlık etiğini vurgular; ama daha sonraki zamanlarda şairin şiirle irtibatındaki yoğunluğa bağlı olarak şiirden kaybolmaları beklenir. Görece barışı  ortadan kaldırıp kavgayı başlatan asıl saik da budur; dilerim ki o zaman İdris’in kılıcı keskin olsun.

ALİ  AYÇİL:

Uyku Kuşu, şiir damarı güçlü bir şairi, imkanlı bir şiiri müjdeliyor. İdris Ekinci’nin rahat, bol dökümlü ve insanda tek kişilik bir koro konuşuyormuş intibaı bırakan şiirleri, hem ikinci yeniden hem de doksanlardan sonra ortaya çıkan yönelimlerden beslenen bir şiir. Şair, rahat söyleyişin savrukluklarından paçasını kurtarıp, canlılığına kıymadan şiirini derinleştirdikçe, gücü de imkanı da daha görünür hale gelecek.
“Karşı kıyıya geçmeyi bilmiyordum, sessizdim, gölgelerim hırçındı/Koltukların dibine bıraktığım yorgunluk kaç gündür aynı yerde duruyordu…”

MUSTAFA KÖNEÇOĞLU:

"İdris Ekinci, sesini İsmet Özel'le Sezai Karakoç arasında ama daha çok da İsmet Özel'e yakın bir yerden bulup çıkardığını düşündüğüm bir şair. Kırılganlıkla diriliği aynı tınıyla şiire yedirmesini ustalıkla bilmesi de sanırım bastığı zeminin sağlamlığıyla ilgili. Şiirde müslüman olmayı önemseyen bir duruşu var, asıl özgünlüğü de burada. Yolu bahtı açık olsun, güzel şiirler okuyacağız ondan."

Hüseyin Karacalar

Bu blogdaki popüler yayınlar

AŞKAR 39 İÇİNDEKİLER

ŞİİR

MUŞ BİZİM NEYİMİZ OLUR Özgür Ballı
İMSAKTA LOKMA HESABI Hikmet Çamcı
BURUCİYE MEDRESESİ RAHLEDE BİRİKEN TOZ Erdal Çakır
ALLAH VEKİL, TÜRKİYE VATAN İrfan Dağ
EK KIRK Aziz Mahmut Öncel
ZEMHERİ Çağrı Subaşı
SEVGİ::ODAK Muhammed Sarı
CENNETE GİDEN YOL Yağız Gönüler
"SON GÜLÜMSEME BİR ÖMRÜN ÖZETİ OLDUĞUNDAN" Cihad Özsöz
KUNDURALARIYLA ZIPLAYAN ADAM Şafak Tarhan
KENAR Yasin Fişne
İFTİTAH Eyüp Aktuğ
BEN Kİ Eray Sarıçam
ŞİİRİ SEV, TÜRKİYE'Yİ KORU Ali Yılmaz
ROMA YALNIZ SURLARIYLA YÜKSELİRKEN Merve Parlak
15 TEMMUZ Yunus Emre Altuntaş
SÖZÜN SONBAHARI İdris Ekinci

HİKAYE

YALAZA Mukadder Gemici
KADERİN DÖNGÜSÜ Erol Yıldırım
KUTSANMIŞ Metin Çalı
MİSKET’İN SÜEDA’SI Hafsa Esen

SÖYLEŞİ

İÇİMİZDEN SÖYLEŞTİK I
Şair Şafak Tarhan
İÇİMİZDEN SÖYLEŞTİK II
Cihat Özsöz

TAARRUZNAME

KALANLAR Aziz Mahmut Öncel
BENCE Özgür Ballı
ŞİİRİN YERİNİ BULMAK Sırrı Can Kara
MESÛLİYET MESELESİ
KÖLELİĞİN AZARLANIŞI veya GÖSTERİŞSİZ GÖSTERİ İdris Ekinci
NE İÇİN GELDİK, NEREYE GİDİYORUZ? Merve Yüksel

MÜZEYYEN ÇELİK’LE ÖYKÜ ÜZERİNE

MÜZEYYEN ÇELİK’LE ÖYKÜ ÜZERİNE SÖYLEŞİ: Hatice Ebrar Akbulut
Hayatımda güzel olan ne varsa öykü de orada. Ben uzunca bir süredir her şeye öykü olarak bakıyorum.”
Sizi öykü yazmaya yönelten şey neydi? Beni öykü yazmaya yönelten şey öncelikle şiir yazamıyor olmaktı; bunun dışında tesadüfen yazdığım şey öykü oldu ve ben öyküye öyle başladım. Yani artık öykü yazmalıyım şeklinde planlı bir durum değildi. Şiiri içimde hissetsem de onu yazamadım ama öyküyü yazabildim. Sanırım olay bu. Hikâye anlatmayı çok seviyormuşum meğer. Hatta ben hikâyeler anlatmak için yaratılmışım. Öğrencilerim de derslerimin hikâye kısımlarından çok keyif aldıklarını söylüyorlar. Ayrıca öykü şiirden daha sağlam bir liman.
Hangi öykü yazarları ve hangi öykü kitapları sizi etkiledi? Sabahattin Ali tüm öyküleriyle beni etkiledi. Refik Halit Karay- Memleket Hikâyeleri, Mustafa Kutlu Beyhude Ömrüm, Abdullah Harmancı-Muhteris, Orhan Duru-Bırakılmış Biri, İzzet Yasar- Camdan Mezbahalar, Necati Tosuner, Cemal Şakar, Mehmet Kahram…

ÖYKÜ EDİTÖRÜMÜZ AKİF HASAN KAYA İLE

ÖYKÜ EDİTÖRÜMÜZ AKİF HASAN KAYA İLE KONUŞTURAN: Aşkar Dergisi
Yazarın yakın zamanda çıkan Uzun ve Lacivert Günler isimli öykü kitabı ve öykücülük serüveni üzerine samimi bir söyleşi gerçekleştirdik.
"Aslında bütün derdim ele aldığım meseleyi hakkıyla anlatabilmek. Bunun için uğraşırken dediğiniz gibi bir çeşitlilik ortaya çıkıyor. Öykünün öncelikle bir imkân olduğunu düşünüyorum. Hem de yabana atılmaması gereken önemli bir imkân."

301 ve Sınır isimli öyküleriniz bir acıyı omuzlamakta, gelip geçmeyen ortak gerçekliğimiz ölüm ve vicdan kavramlarına dokunmakta. Bütün bu sınırların arasında "insan" sizin öykülerinizde neye tekabül ediyor? İnsanı öykülerimde özellikle bir şeye tekabül ettirmek gibi özel bir gayretim yok açıkçası. Ama bahsettiğiniz duyarlılıklar yükselince böyle bir algı elbette oluşuyordur. Bu ve benzeri öykülerime çağının tanığı olmak zaviyesinden bakılabilir. Basit, sıradan ve maalesef çok etkisiz bir çaba. Böyle olduğu halde yazmaya devam ediyorum çünkü e…