Ana içeriğe atla

Ekonomik strüktüre bir işaret

Aşkar Dergisi 18. Sayısıyla beraber yeni bir görünüme büründü.  Derginin 2007 Nisan ayında çıkan ilk sayısıyla son sayısı  arasındaki fark istenince neler yapılabileceğini gösteriyor. Bu görünümle Aşkar yeni bir döneme de girmiş oluyor. Çünkü  başından beri dergiye editörlük yapan İdris Ekinci’nin yanına sevgili ağabeyimiz Hüseyin Karacalar da dâhil oldu. Bu sayıda doksan döneminin usta üç şairi; Cevdet Karal, Hakan Şarkdemir ve Ali Ayçil dosya konusu olarak işlenmiş. Yayına başladığı tarihten itibaren kaliteli şiirler okuyabildiğimiz Aşkar Dergisi’nin bu sayısında da şiirler geniş yer kaplamakta. Yine enfes hikâyeler ve dosyada ki şairlerle yapılan röportajlar üzerinde dikkatle durulması gereken diğer çalışmalardır. Bu çalışmalar arasında ki Üstad Sezai Karakoç’un kitabıyla aynı ismi taşıyan Ferhat Nabi Güller’in kaleme aldığı “İslam Toplumunun Ekonomik Strüktürü” başlıklı yazısına değinmek istiyorum.26355
Öncelikle şunu asla akıldan çıkarmamalıyız ki İslam dininin her konuda söyleyeceği bir şeyler vardır ve İslam her konuyu aydınlatacak kadar geniş bir kaynağa ve tefekküre sahip açık bir dindir. Toplum yaşayışı üzerine koyduğu kurallar birileri tarafından yumuşatılmazsa, kurduğu cümleler hakkıyla okunur ve cümlenin yarısına sahip çıkıp gerisinin üzerini çizmek gibi bir gaflete düşülmezse görülecek ki insanlara vaat edilen mutlu yaşam ve huzur kendiliğinden baş gösterecektir.
Aşkar dergisinin sahibi ve sorumlu yazı işleri müdürü Ferhat Nabi Güller, bu bağlamda yazılan Üstad Sezai KARAKOÇ’un “İslam Toplumunun Ekonomik Strüktürü” isimli kitabına derinlemesine bir bakışla bizlere Aşkar’ın sayfalarında nefis bir tefekkür özeti hazırlamış.
Doktor hastasını, fenalaştırmak için reçete yazar mı?
Eğer ortada para gibi rağbet edilen bir alet varsa ve işin ucunda satılan ilaçtan pay elde etmek gibi cazip bir durum söz konusuysa yapar mı  yapar! Ferhat Nabi Güller, bu konuya değinerek yıllardır batılı ülkelerin "ekonomide iyileşin" diye önümüze koyduğu reçetelerin bu habis düşüncenin bir neticesi olduğunu vurguluyor. Her şey sahte bir doktorun kendi çıkarını en üst noktalara taşıyabilmek hesabından başka bir şey değildir. “ Dünyanın bugün birçok yerinde insanların açlıkla, yoklukla, savaşlarla mücadele ediyor olması iktisadi sistemlerin insanların mutlu ve huzurlu olmasına hizmet edeceği yerde insanlar için bir zulüm aracına dönüşmüş olması kabul edilebilir bir durum değildir.”
Ferhat Nabi GülerTeşhisi biz yapsak nasıl olur?
Başlıktaki “biz” kelimesinden kasıt, İslam’ın verileriyle yoğrulmuş, yolu İslam, yaşayışı İslam, ekonomik anlamda gerekli verileri taramış ve kendi benliğiyle tanımlamış insanlardır. Tabii ki bu bahse konu olan insanların işi hiç kolay olmayacaktır. Zira literatürümüze sızıntı yapan ekonomik alandaki terimlerden tutun da düşünce işleyişlerine kadar hepsinin batıdan ithal etmiş olması ve yapılan bu hatanın telafisi, zorlu ve gözü pek bir çalışma gerektirecektir.
Sezai Karakoç, bahsi geçen kitabında teşhisi Müslümanların yaptığı takdirde neler olacağını belirtmiştir. Bu düşüncelere Ferhat Bey’in kaleminden ulaşıyoruz, Karakoç, İslam medeniyetinin ve batı medeniyetinin birbirinden ayrı ele alınması gerektiğini ifade eder ve bir gün İslam tezinin tam olarak ortaya konulması durumunda bu hareketin batı ve komünist iktisat yapılarına etki yapacağını ifade etmektedir. Karakoç, batı ve komünist iktisat yapılarını savaşılacak rakip yapılar olarak görmektedir. Çünkü ‘İslam’ın kendine öz deneyiminde batının da faydalanacağı zengin bir verimlilik vardır.’”
Bu ayrım gereklidir. Çünkü…
İslam’ın iktisat prensiplerinin aranmasında onun İslam dışı sistemlerden tamamen apayrı ele alınması gerekliliğini sık sık tekrarlar Karakoç. Çünkü İslam’ın kendisinin inanç, ibadet, ahlak, hukuk, sosyal hayat ve dünya hakkında açtığı ufuk cephelerinden ayrı ve bağımsız olarak ele alınamayacağı yine Karakoç’un zikrettiği mühim prensiplerdendir.”
Aslanın önüne çimen atılmaz! Yıllardır birçok hususta benzemeye çalışılan modern kendine tapan hazcı batılı kültürden temel olarak farklıyız. Bu farklar ne yaparsak yapalım daima önümüze çıkıp ben buradayım diye bağıracaktır.

Bu blogdaki popüler yayınlar

AŞKAR 39 İÇİNDEKİLER

ŞİİR

MUŞ BİZİM NEYİMİZ OLUR Özgür Ballı
İMSAKTA LOKMA HESABI Hikmet Çamcı
BURUCİYE MEDRESESİ RAHLEDE BİRİKEN TOZ Erdal Çakır
ALLAH VEKİL, TÜRKİYE VATAN İrfan Dağ
EK KIRK Aziz Mahmut Öncel
ZEMHERİ Çağrı Subaşı
SEVGİ::ODAK Muhammed Sarı
CENNETE GİDEN YOL Yağız Gönüler
"SON GÜLÜMSEME BİR ÖMRÜN ÖZETİ OLDUĞUNDAN" Cihad Özsöz
KUNDURALARIYLA ZIPLAYAN ADAM Şafak Tarhan
KENAR Yasin Fişne
İFTİTAH Eyüp Aktuğ
BEN Kİ Eray Sarıçam
ŞİİRİ SEV, TÜRKİYE'Yİ KORU Ali Yılmaz
ROMA YALNIZ SURLARIYLA YÜKSELİRKEN Merve Parlak
15 TEMMUZ Yunus Emre Altuntaş
SÖZÜN SONBAHARI İdris Ekinci

HİKAYE

YALAZA Mukadder Gemici
KADERİN DÖNGÜSÜ Erol Yıldırım
KUTSANMIŞ Metin Çalı
MİSKET’İN SÜEDA’SI Hafsa Esen

SÖYLEŞİ

İÇİMİZDEN SÖYLEŞTİK I
Şair Şafak Tarhan
İÇİMİZDEN SÖYLEŞTİK II
Cihat Özsöz

TAARRUZNAME

KALANLAR Aziz Mahmut Öncel
BENCE Özgür Ballı
ŞİİRİN YERİNİ BULMAK Sırrı Can Kara
MESÛLİYET MESELESİ
KÖLELİĞİN AZARLANIŞI veya GÖSTERİŞSİZ GÖSTERİ İdris Ekinci
NE İÇİN GELDİK, NEREYE GİDİYORUZ? Merve Yüksel

MÜZEYYEN ÇELİK’LE ÖYKÜ ÜZERİNE

MÜZEYYEN ÇELİK’LE ÖYKÜ ÜZERİNE SÖYLEŞİ: Hatice Ebrar Akbulut
Hayatımda güzel olan ne varsa öykü de orada. Ben uzunca bir süredir her şeye öykü olarak bakıyorum.”
Sizi öykü yazmaya yönelten şey neydi? Beni öykü yazmaya yönelten şey öncelikle şiir yazamıyor olmaktı; bunun dışında tesadüfen yazdığım şey öykü oldu ve ben öyküye öyle başladım. Yani artık öykü yazmalıyım şeklinde planlı bir durum değildi. Şiiri içimde hissetsem de onu yazamadım ama öyküyü yazabildim. Sanırım olay bu. Hikâye anlatmayı çok seviyormuşum meğer. Hatta ben hikâyeler anlatmak için yaratılmışım. Öğrencilerim de derslerimin hikâye kısımlarından çok keyif aldıklarını söylüyorlar. Ayrıca öykü şiirden daha sağlam bir liman.
Hangi öykü yazarları ve hangi öykü kitapları sizi etkiledi? Sabahattin Ali tüm öyküleriyle beni etkiledi. Refik Halit Karay- Memleket Hikâyeleri, Mustafa Kutlu Beyhude Ömrüm, Abdullah Harmancı-Muhteris, Orhan Duru-Bırakılmış Biri, İzzet Yasar- Camdan Mezbahalar, Necati Tosuner, Cemal Şakar, Mehmet Kahram…

ÖYKÜ EDİTÖRÜMÜZ AKİF HASAN KAYA İLE

ÖYKÜ EDİTÖRÜMÜZ AKİF HASAN KAYA İLE KONUŞTURAN: Aşkar Dergisi
Yazarın yakın zamanda çıkan Uzun ve Lacivert Günler isimli öykü kitabı ve öykücülük serüveni üzerine samimi bir söyleşi gerçekleştirdik.
"Aslında bütün derdim ele aldığım meseleyi hakkıyla anlatabilmek. Bunun için uğraşırken dediğiniz gibi bir çeşitlilik ortaya çıkıyor. Öykünün öncelikle bir imkân olduğunu düşünüyorum. Hem de yabana atılmaması gereken önemli bir imkân."

301 ve Sınır isimli öyküleriniz bir acıyı omuzlamakta, gelip geçmeyen ortak gerçekliğimiz ölüm ve vicdan kavramlarına dokunmakta. Bütün bu sınırların arasında "insan" sizin öykülerinizde neye tekabül ediyor? İnsanı öykülerimde özellikle bir şeye tekabül ettirmek gibi özel bir gayretim yok açıkçası. Ama bahsettiğiniz duyarlılıklar yükselince böyle bir algı elbette oluşuyordur. Bu ve benzeri öykülerime çağının tanığı olmak zaviyesinden bakılabilir. Basit, sıradan ve maalesef çok etkisiz bir çaba. Böyle olduğu halde yazmaya devam ediyorum çünkü e…