Ana içeriğe atla

Ah’lar Ağacından Bir Yaprak Daha:
Ah! Didem Madak


1970 doğumlu. Lise eğitimini İzmir’de tamamladı. Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Ruhunu ütüsüz ve buruşuk gezdirmeyi sevdiğinden hiçbir zaman yeterince “düzgün insan” olamadı. Tezgahtarlık, sekreterlik, anketörlük gibi işlerde çalıştı. İlk şiirleri Sombahar ve Ludingirra dergilerinde yayınlandı. Grapon Kağıtları isimli ilk kitabı İnkılap Kitabevi Şiir Ödülü’nü aldı.

Yukardaki satırlarla tanıtılıyor Didem Madak , 2002 yılında yayımlanmış Ah’lar Ağacı kitabının girişinde. Ruhunu ütüsüz ve buruşuk gezdirmeyi sevdiği doğrudur ama hiçbir zaman yeterince düzgün bir insan olamadığı konusunda kendisiyle hemfikir değilim.

24 temmuz’dan bu yana bu satırları yazabilmek için bu yazının başına defalarca oturdum. Grapon Kağıtları, Pulbiber Mahallesi kitaplarını da okudum ama Ah’lar Ağacı kitabı bir başka. Ah’lar Ağacı şiiri bambaşka.

24 temmuz 2011 tarihinde kolon kanserinden öldü Madak. 41 yaşındaydı.

Şimdi onun için bir güzelleme yazmak niyetim vardı, ama sonra gördüm ki, güzellemeye ihtiyacı olan son şair Madak. Ah’lar Ağacı’nın üstünden bir şeyler söylemeye karar verdim.

Bir şey söylemesem, içime doğru acıtsam kendimi, olmaz mıydı? Olurdu elbette, ama hem Ah’lar Ağacı şiirinin ne denli kuvvetli bir şiir olduğunu, hem de 32 yaşında yazmış olmasına rağmen ölümünden sonraya dair düşüncelerini içeren dizeleri olduğu için acımı, sevgimi, hayranlığımı dile getirebilmek, paylaşabilmek için yazıyorum bu satırları.

Şair öldü, ne demişti Oruç Aruoba, Cemal Süreya için: “Bir şairin gözleri kapanınca dünyada görülecek şeyler azalır.” Didem Madak öldü, çiçekli şiirleri, ağrı’ları gören gözler kapandı. Şimdi rengarenk reçel kavanozlarını kim dizecek dizelerine?

Didem Madak, 90’lar şiirinin en önemli şairlerinden birisiydi. Pulbiber mahallesi isimli temalı kitabıyla bunu pekiştirdi. Şiire, şairlerin bazılarına küs müydü? Bilemiyorum. Ama özgeçmişini sansürledikleri için İstanbul Şiir festivaline katılmaktan vazgeçti. Haklı bir geri çekilme mektubu yayınlayarak üstelik. Duruşunu , hayata bakışını, kararlılığını hiç değiştirmedi. Büyü’ydüm ben demekten hiç vazgeçmedi.

Ah’lar Ağacı, oldukça uzun soluklu bir şiir. Ah’lar Ağacının, Ahlat Ağacı olduğunu söylüyordu şair:
“Ahlat ahların ağacıydı,
Yaşlanmaya başlayanların,
İtiraf edilememiş aşkların,
Evde kalmış kızların.
Ahlat ahların ağacıydı,

Cezayir nasıl cezaların ülkesiyse”

Şairin kimi zaman iç sesiyle konuştuğu bir dille yazılmış, anlatarak, ünleyerek , sohbet edermişcesine yürüyen dizeler. Sayfalar süren bu şiiri okurken, bir hayatı izliyormuş izlenimine kapılıyor okur. Acılarının, hayal kırıklıklarının altını çize çize okutuyor kendini şiir. 80’lerde çocuk olan herkes, bahsedilen hayatın nasıl bir hayat olduğunu biliyor. O dönemin izlerini, beklentilerini karşılayarak yürüyor şiir. Her dizesiyle, her Ah! deyişiyle acıtıyor. Arabesk mi, asla değil. Samimi bir söyleyişle bir hayatın resmedilişi.

Bazı bölümler alıntılamak istiyorum şiirden. Sonra aklıma bu yazının dergide değil blog sayfasında yayımlanacağı geliyor. Böylece Ah’lar Ağacı isimli şiiri okumamış olanlar bu yazı sayesinde şiirin linkine ulaşabilecekler*.

Didem Madak, şiirleriyle yaşayacak, kalıcı olacak, baki olacak demek istemiyorum ardından. Kendisini bir kez okumuş olanlar, yaşadıkları sürece onun sızısını, sıkıntısını da içlerinde duyacaklar artık bundan sonra.

Çünkü benim için bir kez Didem Madak okumuş olmak demek, pek çok duygudan teşkil bir hayatı kucaklamış olmak demek. Plastik vazo olduğunu fark etmek demek, ya da kırılan parçaların asla aynı şekilde onarılamayacağını, çatlaklarından hayat sızacağını fark etmek demek.

Didem Madak okumuş olmak demek, ne zaman futboldan bahsedilse “hiçbir takım tutmuyorum yıldız takımlarından başka / bilirsin erkekler büyük ayı, kadınlar küçük cezve” diyebilmek.

Kazanlar dolusu çorba kaynatınca artık kimsenin mutsuz olmayacağına inanmak demek.

Didem Madak okumuş olmak demek, şiir nasıl yazılır sorusunun cevabını, hayatın içinde, bahçede, balkonda, mutfakta, çocuklukta, Pulbiber Mahallesinde, tırnaklarla düzeltilmiş çokomel kağıtlarında bulmak demek.

“Vasiyetimdir
Bin ahımın hakkı toprağa kalsın” demişti ya Ah’lar Ağacı isimli şiirinin sonunda.

Çok üzgünüm şimdi.
Allah gani gani rahmet eylesin sevgili Şair Didem Madak’a.


*Ah’lar Ağacı şiirini okumak için;


Özgür BALLI

Bu blogdaki popüler yayınlar

AŞKAR 39 İÇİNDEKİLER

ŞİİR

MUŞ BİZİM NEYİMİZ OLUR Özgür Ballı
İMSAKTA LOKMA HESABI Hikmet Çamcı
BURUCİYE MEDRESESİ RAHLEDE BİRİKEN TOZ Erdal Çakır
ALLAH VEKİL, TÜRKİYE VATAN İrfan Dağ
EK KIRK Aziz Mahmut Öncel
ZEMHERİ Çağrı Subaşı
SEVGİ::ODAK Muhammed Sarı
CENNETE GİDEN YOL Yağız Gönüler
"SON GÜLÜMSEME BİR ÖMRÜN ÖZETİ OLDUĞUNDAN" Cihad Özsöz
KUNDURALARIYLA ZIPLAYAN ADAM Şafak Tarhan
KENAR Yasin Fişne
İFTİTAH Eyüp Aktuğ
BEN Kİ Eray Sarıçam
ŞİİRİ SEV, TÜRKİYE'Yİ KORU Ali Yılmaz
ROMA YALNIZ SURLARIYLA YÜKSELİRKEN Merve Parlak
15 TEMMUZ Yunus Emre Altuntaş
SÖZÜN SONBAHARI İdris Ekinci

HİKAYE

YALAZA Mukadder Gemici
KADERİN DÖNGÜSÜ Erol Yıldırım
KUTSANMIŞ Metin Çalı
MİSKET’İN SÜEDA’SI Hafsa Esen

SÖYLEŞİ

İÇİMİZDEN SÖYLEŞTİK I
Şair Şafak Tarhan
İÇİMİZDEN SÖYLEŞTİK II
Cihat Özsöz

TAARRUZNAME

KALANLAR Aziz Mahmut Öncel
BENCE Özgür Ballı
ŞİİRİN YERİNİ BULMAK Sırrı Can Kara
MESÛLİYET MESELESİ
KÖLELİĞİN AZARLANIŞI veya GÖSTERİŞSİZ GÖSTERİ İdris Ekinci
NE İÇİN GELDİK, NEREYE GİDİYORUZ? Merve Yüksel

MÜZEYYEN ÇELİK’LE ÖYKÜ ÜZERİNE

MÜZEYYEN ÇELİK’LE ÖYKÜ ÜZERİNE SÖYLEŞİ: Hatice Ebrar Akbulut
Hayatımda güzel olan ne varsa öykü de orada. Ben uzunca bir süredir her şeye öykü olarak bakıyorum.”
Sizi öykü yazmaya yönelten şey neydi? Beni öykü yazmaya yönelten şey öncelikle şiir yazamıyor olmaktı; bunun dışında tesadüfen yazdığım şey öykü oldu ve ben öyküye öyle başladım. Yani artık öykü yazmalıyım şeklinde planlı bir durum değildi. Şiiri içimde hissetsem de onu yazamadım ama öyküyü yazabildim. Sanırım olay bu. Hikâye anlatmayı çok seviyormuşum meğer. Hatta ben hikâyeler anlatmak için yaratılmışım. Öğrencilerim de derslerimin hikâye kısımlarından çok keyif aldıklarını söylüyorlar. Ayrıca öykü şiirden daha sağlam bir liman.
Hangi öykü yazarları ve hangi öykü kitapları sizi etkiledi? Sabahattin Ali tüm öyküleriyle beni etkiledi. Refik Halit Karay- Memleket Hikâyeleri, Mustafa Kutlu Beyhude Ömrüm, Abdullah Harmancı-Muhteris, Orhan Duru-Bırakılmış Biri, İzzet Yasar- Camdan Mezbahalar, Necati Tosuner, Cemal Şakar, Mehmet Kahram…

ÖYKÜ EDİTÖRÜMÜZ AKİF HASAN KAYA İLE

ÖYKÜ EDİTÖRÜMÜZ AKİF HASAN KAYA İLE KONUŞTURAN: Aşkar Dergisi
Yazarın yakın zamanda çıkan Uzun ve Lacivert Günler isimli öykü kitabı ve öykücülük serüveni üzerine samimi bir söyleşi gerçekleştirdik.
"Aslında bütün derdim ele aldığım meseleyi hakkıyla anlatabilmek. Bunun için uğraşırken dediğiniz gibi bir çeşitlilik ortaya çıkıyor. Öykünün öncelikle bir imkân olduğunu düşünüyorum. Hem de yabana atılmaması gereken önemli bir imkân."

301 ve Sınır isimli öyküleriniz bir acıyı omuzlamakta, gelip geçmeyen ortak gerçekliğimiz ölüm ve vicdan kavramlarına dokunmakta. Bütün bu sınırların arasında "insan" sizin öykülerinizde neye tekabül ediyor? İnsanı öykülerimde özellikle bir şeye tekabül ettirmek gibi özel bir gayretim yok açıkçası. Ama bahsettiğiniz duyarlılıklar yükselince böyle bir algı elbette oluşuyordur. Bu ve benzeri öykülerime çağının tanığı olmak zaviyesinden bakılabilir. Basit, sıradan ve maalesef çok etkisiz bir çaba. Böyle olduğu halde yazmaya devam ediyorum çünkü e…