Ana içeriğe atla

edebiyat tarihçilerini ilgilendirmeyen birkaç not

yedi iklim dergisinin idarecilerinden zafer acar, derginin 255 numaralı sayısındaki yazısında aşkar'ı, kertenkele dergisiyle birlikte değerlendirdiği birkaç edebiyat-dışı yorum yayınladı. zafer acar'dan başka, aşkar hakkında edebiyat-dışı değerlendirmeler yapıldı, yapılıyor. bu tarz değerlendirmelerden, benim duyduğum/rastladığım birkaç tanesine değinmek istiyorum.

bu edebiyat-dışı değerlendirmelerden en yaygını aşkar'ın karagöz'ün gölgesinde kalan bir dergi olduğu ya da yedeği olduğu şeklindeki yorum. karagöz'le aşkar arasında bir çete münasebeti olduğu mu düşünülüyor? aşkar'ın karagöz'ün taklidi olduğu mu düşünülüyor? nedir bu söylenenden anlaşılacak mana, bilmiyorum. ancak dergiler ortada. aşkar'daki şiirlerle karagöz'dekiler karşılaştırılsın. bizim yayınladığımız hikayelerle karagöz'deki hikayeler karşılaştırılsın. bizim yazdığımız nesirlerle karagöz'dekiler karşılaştırılsın. örneğin, bir bünyamin k. dosyası aşkar'ın yapabileceği, bize mahsus bir şeydir. yine mesela “toparlandık gitmiyoruz!” dosyası da böyledir. benzer bir programı takip etmediğimiz, birlikte bir edebiyat hareketi yürütmediğimiz anlaşılacaktır. zaten bu manada bir yakınlık olsaydı, birlikte dergi çıkarırdık karagöz'le. aşkar dergisinde yazan isimler birçok dergide ürün yayınladılar, yayınlıyorlar. farklı edebiyat dergilerinden pek çok kişiyle irtibat kurduk, kuruyoruz. konunun zafer acar'ın şahsıyla alakası yok, gördüğüm kadarıyla bu mevzuda yazılı ilk değerlendirme ona ait. ancak sözlü olarak bunu bize ifade edenler oldu. insanların zihninde böyle magazinel bir bilgi artığı kalmasın diye bu açıklamaları yapmak ihtiyacı hissettim.

aşkar'ın on sekizinci sayısı, gördüğüm kadarıyla üç-dört farklı kalemden değerlendirmeyle karşılandı. yukarıda künyesini verdiğim yazıdaki bir değerlendirmesiyle zafer acar sözkonusu değerlendirmeyi yapan kalemlerden birisi. şu ifadeleri kullanmış acar: “aşkar, son sayısında (18) kendini bu akibetten kurtarmaya çalışırken mizampajı itibariyle "kaşkar"a benzedi. böylece tunç kafiyeli kaşkar-aşkar dergileri, biçimsel açıdan da yakınlaşmış oldu. bu yersiz akrabalık, özgünlük arayışındaki aşkar'a şuan benim de yaptığım gibi edebiyat tarihçileri tarafından eleştiri olarak dönecektir. aşkar, eğer biz kaşkar'ın devamıyız, onlardan el aldık, yola devam ediyoruz diyorlarsa, derginin sağlığı adına bunu edebiyat kamuoyuna duyurmaları gerekir. kaşkar ile aşkar arasında bildiğim kadarıyla böyle bir ilişki yok.” ( büyük harfleri küçültmek dışındaki imlâ-noktalama tasarrufu zafer acar'a aittir.)

anlaşılan burada, cevdet karal ve ömer erdem idaresinde çıkan kaşgar dergisiyle ilişkimizin ne olduğu sorgulanıyor. gülünç bir tutarsızlığı var burada zafer acar'ın: yazısının birinci paragrafında aşkar'ın karagöz'e “yakasını kaptırdığını” söylüyor, ikinci paragrafında ise kaşgar dergisinden el alıp almadığımızın açıklığa kavuşturulmasını istiyor. karagöz'ün tesirinden kurtulmak için kaşgar'a benzeme iddiası bu tutarsızlığı iyice gözümüze sokuyor. tabiatıyla, zafer acar'ın değerlendirmelerinin ciddi olmadığını düşünüyorum şu duruma bakarak. aşkar'ın önce özgünken karagöz'ün tesirine girip özgünlüğünü kaybetmesi arkasından da kendini bu akıbetten kurtarmak için kaşgar'a benzemeye çalışması gibi bir kurgu, fazla magazinel, yersiz bir hikaye bence.

kaşgar'la olan münasabetimize gelince cevdet karal ve ömer erdem, dergimizi takip ediyor. cevdet karal, samimi bir şekilde hem derginin şekli şemali için, hem muhtevası için eleştirilerde bulundu. bizim için  “üstadlık, abilik, önderlik” gibi algılanabilecek bir ilişkiye girmedi. bizim için cevdet karal ve ömer erdem, aşkar'ın samimi birer dostudur. tecrübelerine ve emeklerine saygı duyuyoruz.  sonuç itibarıyla, kaşgar dergisinin içerisinde bulunmadı aşkar'dan hiç kimse. yaşım itibarıyla ben, ancak son dönemlerinde  okuyucusu oldum. bildiğim kadarıyla diğer arkadaşlarımın da okuyucusu olmaktan daha ileri bir münasebetleri olmadı kaşgar'la. zihinler bu konuda berrak olsun yani. 
    
hakan arslanbenzer, fayrap'ın blog sayfasında “damlaya damlaya göl oluyor, gölde islamcılar yüzüyor” başlıklı bir yazı yayınladı. bu yazı, doğrudan doğruya aşkar'ın değerlendirildiği bir yazı değil. aşkar'ın on sekizinci sayısı vesile kılınarak yazılmış bir yazı. yazı okununca insanların zihninde aşkar'a dair, islamcıların elde ettiği iktidar döneminden, dünya nimetlerinden nemalanan dergilerden bir dergi imajı artık olarak kalabilir. artık olarak kalabilir diyorum, çünkü yazının ana meselesi aşkar değil. bu yazıdan doğabilecek bu yan ürüne karşın aşkar'ın maddî kaynakları hakkında insanların bilgi sahibi olması gerekiyor. aşkar, mahallî düzeyde reklam aldı bugüne değin. derginin her daim içinde bulunan beş on arkadaşın aidatları ayakta tuttu dergiyi. bir yayınevinden, bir kurumdan sponsor desteği almış değiliz. kültür bakanlığı dergimize abone filan değil. siyasî partilerden, cemaatlerden filan destek istemedik, almadık, görmedik, desteğe talip olmadık.

on dokuzuncu sayımızın hazırlıklarının sürdürdüğü şu sıralarda, durum bundan ibaret.


                                                                                                                               mehmet raşit

Bu blogdaki popüler yayınlar

AŞKAR 39 İÇİNDEKİLER

ŞİİR

MUŞ BİZİM NEYİMİZ OLUR Özgür Ballı
İMSAKTA LOKMA HESABI Hikmet Çamcı
BURUCİYE MEDRESESİ RAHLEDE BİRİKEN TOZ Erdal Çakır
ALLAH VEKİL, TÜRKİYE VATAN İrfan Dağ
EK KIRK Aziz Mahmut Öncel
ZEMHERİ Çağrı Subaşı
SEVGİ::ODAK Muhammed Sarı
CENNETE GİDEN YOL Yağız Gönüler
"SON GÜLÜMSEME BİR ÖMRÜN ÖZETİ OLDUĞUNDAN" Cihad Özsöz
KUNDURALARIYLA ZIPLAYAN ADAM Şafak Tarhan
KENAR Yasin Fişne
İFTİTAH Eyüp Aktuğ
BEN Kİ Eray Sarıçam
ŞİİRİ SEV, TÜRKİYE'Yİ KORU Ali Yılmaz
ROMA YALNIZ SURLARIYLA YÜKSELİRKEN Merve Parlak
15 TEMMUZ Yunus Emre Altuntaş
SÖZÜN SONBAHARI İdris Ekinci

HİKAYE

YALAZA Mukadder Gemici
KADERİN DÖNGÜSÜ Erol Yıldırım
KUTSANMIŞ Metin Çalı
MİSKET’İN SÜEDA’SI Hafsa Esen

SÖYLEŞİ

İÇİMİZDEN SÖYLEŞTİK I
Şair Şafak Tarhan
İÇİMİZDEN SÖYLEŞTİK II
Cihat Özsöz

TAARRUZNAME

KALANLAR Aziz Mahmut Öncel
BENCE Özgür Ballı
ŞİİRİN YERİNİ BULMAK Sırrı Can Kara
MESÛLİYET MESELESİ
KÖLELİĞİN AZARLANIŞI veya GÖSTERİŞSİZ GÖSTERİ İdris Ekinci
NE İÇİN GELDİK, NEREYE GİDİYORUZ? Merve Yüksel

MÜZEYYEN ÇELİK’LE ÖYKÜ ÜZERİNE

MÜZEYYEN ÇELİK’LE ÖYKÜ ÜZERİNE SÖYLEŞİ: Hatice Ebrar Akbulut
Hayatımda güzel olan ne varsa öykü de orada. Ben uzunca bir süredir her şeye öykü olarak bakıyorum.”
Sizi öykü yazmaya yönelten şey neydi? Beni öykü yazmaya yönelten şey öncelikle şiir yazamıyor olmaktı; bunun dışında tesadüfen yazdığım şey öykü oldu ve ben öyküye öyle başladım. Yani artık öykü yazmalıyım şeklinde planlı bir durum değildi. Şiiri içimde hissetsem de onu yazamadım ama öyküyü yazabildim. Sanırım olay bu. Hikâye anlatmayı çok seviyormuşum meğer. Hatta ben hikâyeler anlatmak için yaratılmışım. Öğrencilerim de derslerimin hikâye kısımlarından çok keyif aldıklarını söylüyorlar. Ayrıca öykü şiirden daha sağlam bir liman.
Hangi öykü yazarları ve hangi öykü kitapları sizi etkiledi? Sabahattin Ali tüm öyküleriyle beni etkiledi. Refik Halit Karay- Memleket Hikâyeleri, Mustafa Kutlu Beyhude Ömrüm, Abdullah Harmancı-Muhteris, Orhan Duru-Bırakılmış Biri, İzzet Yasar- Camdan Mezbahalar, Necati Tosuner, Cemal Şakar, Mehmet Kahram…

ÖYKÜ EDİTÖRÜMÜZ AKİF HASAN KAYA İLE

ÖYKÜ EDİTÖRÜMÜZ AKİF HASAN KAYA İLE KONUŞTURAN: Aşkar Dergisi
Yazarın yakın zamanda çıkan Uzun ve Lacivert Günler isimli öykü kitabı ve öykücülük serüveni üzerine samimi bir söyleşi gerçekleştirdik.
"Aslında bütün derdim ele aldığım meseleyi hakkıyla anlatabilmek. Bunun için uğraşırken dediğiniz gibi bir çeşitlilik ortaya çıkıyor. Öykünün öncelikle bir imkân olduğunu düşünüyorum. Hem de yabana atılmaması gereken önemli bir imkân."

301 ve Sınır isimli öyküleriniz bir acıyı omuzlamakta, gelip geçmeyen ortak gerçekliğimiz ölüm ve vicdan kavramlarına dokunmakta. Bütün bu sınırların arasında "insan" sizin öykülerinizde neye tekabül ediyor? İnsanı öykülerimde özellikle bir şeye tekabül ettirmek gibi özel bir gayretim yok açıkçası. Ama bahsettiğiniz duyarlılıklar yükselince böyle bir algı elbette oluşuyordur. Bu ve benzeri öykülerime çağının tanığı olmak zaviyesinden bakılabilir. Basit, sıradan ve maalesef çok etkisiz bir çaba. Böyle olduğu halde yazmaya devam ediyorum çünkü e…